menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tanrıcılık oynayan insan: Bitkiler

18 0
sunday

Bitki ıslahı olmasaydı, bugün sahip olduğumuz anlamda bir uygarlık da büyük olasılıkla var olmazdı.

Yabani buğdayın verimi, günümüz kültür çeşitlerinin onda biri ile onda üçü arasında tahmin edilir; yabani mısırın koçanı ise bugünküyle kıyaslanamayacak kadar küçük ve verimsizdir. Bu koşullarda aynı araziden beslenen nüfus, bugünkünün çok küçük bir kesrinde kalırdı. Nüfus yoğunluğunun olmadığı bir yerde gelişmiş iş bölümü, iş bölümünün olmadığı yerde yazı, felsefe, bilim ve teknoloji gelişemezdi. Şehirler kurulmaz, imparatorluklar yükselmezdi. İnsan, büyük olasılıkla küçük ve dağınık topluluklar halinde, zamanının büyük bölümünü yiyecek peşinde koşarak geçiren bir tür olmaya devam ederdi. Tarihte pek çok şey bir icadın ya da keşfin ürünüdür; ama uygarlığın kendisi, büyük ölçüde tohumun ıslah edilmesi sonucu ortaya çıkabilmiştir.

Evrim genellikle görünmez bir süreç olarak resmedilir; rastlantısal mutasyonların tetiklediği, bir türe mal olması binlerce nesil süren sabırlı bir doğa mekanizması. Oysa insanlık, bu süreci kendi elleriyle hızlandırma yeteneğine sahip olduğunu çok erken keşfetti. Tarım ve hayvancılığın başladığı günden bu yana Homo sapiens, hem bitkilerin hem de hayvanların genetik yazgısına müdahale ederek doğal seçilimin binlerce yıl içinde gerçekleştirebileceği dönüşümleri yüzyıllar, hatta on yıllar içinde hayata geçirdi.

Tohum Seçimi: Tahıllar ve Baklagiller

Yaklaşık on iki bin yıl önce, Bereketli Hilal olarak bilinen Orta Doğu coğrafyasında ilk çiftçiler, belki de tam anlamıyla farkında olmadan, tarihin en büyük biyolojik müdahalesini başlattılar. Triticum monococcum gibi iki takım kromozomlu (diploid) yabani buğday türlerinden tohum toplarken, doğal olarak en iri, en dolgun ve en kolay ayrışan başakları seçiyor; bir sonraki yıl bu tohumları ekiyorlardı. Bu yinelemeli seçim, yüzyıllar boyunca sürdüğünde, bitkinin genetik yapısı sessiz sedasız değişmişti. Günümüz ekmeklik buğdayı (Triticum aestivum), atasından yalnızca görünüş bakımından değil, kromozom sayısı bakımından da ayrışır ve altı takım kromozomlu (hekzaploid) bir yapıya sahiptir. Bu dönüşümde yalnızca insan eliyle seçilimin değil, farklı yabani buğday türleri arasındaki doğal hibritleşmelerin de etkisi olmakla birlikte, ıslahın genomun temel mimarisini dönüştürebildiğinin güçlü bir kanıtıdır.

Bu süreç, evcilleştirme sendromu olarak bilinen tipik değişimleri de beraberinde getirdi. Yabani buğdayda tohumlar olgunlaşınca başaktan dağılır (dökümlülük); evcilleştirilmiş buğdayda ise bu özellik baskılanarak hasat kolaylaştırıldı. Kabuklar inceldi, daneler büyüdü, yabani türler arasında farklılık gösteren olgunlaşma dönemleri eş zamanlı hale geldi. İnsan, doğanın ritmini kendi gereksinimlerine uydurmuştu.

Burada bir parantez açarak insanın yerleşik tarıma geçmesinden söz edelim. Paleolitik insan, muhtemelen onbinlerce yıldır yabani tahılları toplamaktaydı. İsrail'deki Ohalo II yerleşim yeri yaklaşık 23.000 yıl öncesine tarihleniyor; tarımın başlangıcından on bin yıl öncesine. Burada bulunan yabani tahıl kalıntıları, insanların bu bitkileri yoğun biçimde topladığını gösteriyor. Daha önemlisi, bazı tohumların boyutu yabani popülasyonların ortalamasının oldukça üzerinde; bu, bilinçsiz de olsa bir seçilim baskısının o dönemde bile işlediğine işaret ediyor.

Avcı-toplayıcılar hasat ederken kaçınılmaz olarak seçiyordu: en olgun, en iri, sapından en kolay ayrılan başakları topluyorlardı. Kendiliğinden dökülen tohumlar yerde kalıyor, bir sonraki nesle katılmıyordu; insanın heybesine giren tohumlar ise bir sonraki mevsimde, ister bilerek ister kazara ekilsin, yeni nesli oluşturuyordu. Bu bilinçsiz ıslahın, büyük olasılıkla, verim artışı üzerinden kalıcı yerleşmeyi tetiklediği düşünülmektedir.

[Göbekli Tepe bu tabloya çarpıcı bir boyut kattı. Yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenen bu anıtsal yapı kompleksi, kalıcı tarımsal yerleşimin kanıtlanabildiği dönemden daha öncesine ait. Yani burayı kuranlar, büyük olasılıkla henüz tam anlamıyla yerleşik değildi; ama bu yapıları inşa edip ayakta tutabilmek için, yabani tahıl toplayabildikleri bölgeleri düzenli olarak ziyaret ediyor, yiyecek depoluyorlardı. Bazı araştırmacılar daha da ileri giderek, Göbekli Tepe gibi kutsal merkezlerde belki günler süren törenlerin yiyecek ihtiyacını artırdığını ve bunun tarımın yoğunlaşmasını........

© Gazete Pencere