Sözcü ve Turkuvaz Medya’nın ortak sorunu
Tamar Tanrıyar, sosyal medyada yayımladığı videolarla dikkat çeken bir isim. Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel başta olmak üzere birçok CHP’li isme yönelik iddialarda bulundu videolarla. Çoğu da “belaltı”, özel yaşama yönelikti.
Muhatapları, Tamar Tanrıyar’ın iddialarını yalanlıyordu, ama iktidar medyası o günlerde müdahale etmeden izliyordu. Bazen haber de yapıyorlar, kimi gazeteciler de sosyal medyadan takdirlerini belirtiyordu. Fuat Uğur’un, “Cesaret ana” diye tanımladığı Tamar Tanrıyar’ı, Zafer Şahin de Özkan Yalım’ın sevgilisi ile görüntülerini paylaşırken kaynak gösteriyordu.
Tamar Tanrıyar, iktidar medyasından sadece Cem Küçük ile kavgaya girişti. Cem Küçük, kendisinin “Adnan Oktarcı” olduğunu söyleyen Tamar Tanrıyar’a, “Sırf 'mutlak butlana' itirazlarım var diye seni tetikçi olarak kullanıyorlar. Sen git sahibin gelsin” yanıtını verdi.
Hal böyle olunca Tamar Tanrıyar, suçlamalarının boyutunu giderek büyüttü; Halk TV ve Sözcü’nün sahiplerinin milyonlarca dolarlık usulsüz kredi kullandığını öne sürdü. Bu suçlaması da yalanlanınca bu kez iktidar yanlısı Turkuvaz Medya’ya yöneldi. Sözcü’yü dağıtmamasını istedi; "iktidara yakın gibi görünen bazı isimlerin hedefinde Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan olduğunu" öne sürerek Serhat Albayrak’a 1 Temmuz’a kadar süre verdi; tehdit etti açıkça.
Tamar Tanrıyar’a soruşturma açıldı, ifadesi alınıp serbest bırakıldı, ama onun suçlamaları iktidar yanlısı Turkuvaz Medya ile muhalif medyadan Sözcü Grubu’nu aynı safta buluşturdu. Her iki grup da Tamar Tanrıyar’ı aşan “organize bir saldırı”nın hedefi oldukları kanaatinde.
Sözcü, “Sözcü grubuna çökmek için tezgâh” kurulduğu açıklaması ile yetinirken, Sabah yazarı Dilek Güngör, “bir sosyal medya fenomeninin videosu üzerinden grubumuza bilinçli ve programlı saldırı” diye yazdı. Hilal Kaplan, “Tanrıyar kendi başına bir aktör değildir. Bir araçtır, ama bilerek seçilmiş, dikkatle yerleştirilmiş ve zamanı gelince soğukkanlılıkla terk edilmiş bir araç” dedi. Salih Tuna da “uyuyan hücre” olarak nitelendirdi.
CHP’liler söz konusu olduğunda suskun kalan Sabah yazarlarının bu tavrı, çifte standart. Ayrıca Serhat Albayrak kendini savunabilir, avukatları da var…
KÜRT MEDYASINA DA BARIŞ DİLİ GEREK
Kürt medyasının günlük gazetesi Yeni Yaşam, DEM Parti’nin “Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğü talebi” için İstanbul, Van, Mersin ve Diyarbakır’da düzenlediği mitinglerin haberini “Pişmanlık yok Onur var!” manşetiyle duyurdu.
Manşetin altındaki spotta da “hükümetin, yeni sürece eski yasa zihniyeti ile yaklaşmaması ve barışla pişmanlığı karıştırmaması gerektiği” vurgulanıyordu. Anlaşılan, DEM Parti çevrelerinde, Kürt siyasetçilerde PKK’nın silah bırakmasının ardından eski “Pişmanlık Yasası”na benzer yasal düzenlemeyle yetinilmesi olasılığına tepki var; o da “pişmanlık” sözcüğüne alerji yaratıyor.
Nitekim “Öcalan’ın İmralı Sekretaryası” üyesi Çetin Arkaş da Mersin’deki mitingde “pişmanlık” meselesine tepkisini dile getirdi:
“Dönüp dolaşıp pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönüp bize bakın, meydandaki on binlere bakın, bizde pişman olmuş bir hal var mı? Bu meydanda evladım pişman olarak gelsin pişman olsun onu evlat olarak kabul eden var mı?”
Arkaş’ın, Yeni Yaşam’ın manşetiyle örtüşen bu sözleri Cumhuriyet’te, “Çetinkaya saldırısı sorumlularından terörist Arkaş mitingde meydan okudu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”, Sözcü’de “Katliamcı PKK’lı Çetin Arkaş, Mersin’de konuştu: Bizde pişman olmuş bir hal var mı?”, Takvim’de, “Çetin Arkaş’tan süreci zehirleyen dil” başlıklarıyla yayımlandı. Birçok haber sitesi de benzer şekilde sundu Çetin Arkaş’ın konuşmasını.
Bu haberlerde Çetin Arkaş’ın, 1991’de İstanbul Bakırköy'deki Çetinkaya Mağazası'nın kundaklanarak ikisi çocuk 12 kişinin ölümüne........
