Cennet gibi bir memleketimiz var ama!…
Cübbeli Ahmet ile Mustafa Öztürk hocamızın Giresun’un doğal güzellikleri üzerinden yapılan “Cennet tarifi” ile alakalı tartışmalarını hatırlayın…
Bu iki hemşerimizin söz konusu polemiği, “teolojik” olarak ne ifade eder bilemem; ama Giresun’un turizm potansiyeli açısından tartışmasız bir kanıt niteliği taşıdığı ortadadır!...
Giresun’da yaz hakikaten bambaşkadır… Mevsimin başında, önce denizin tuzlu kokusu yukarı doğru bir tırmanır… Sonra yaylalara doğru yükselir… Peşinden yaylaların serinliği de aşağıya inmeye başlar…
Bir yanda mavinin sonsuzluğu, öte yanda yeşilin bin bir tonu…
Tabiat her sabah farklı bir poz vererek; adeta “Bütün güzelliğimle ben buradayım!” diye bağırır…
İnsan çoğu zaman sadece “Ben geldim!” der… “Geldim, gördüm ve kirlettim!” der…
Ve giderken arkasında ne bıraktığına hiç bakmaz…
Şimdi turizm sezonu açıldı. Yaylalar dolup taşıyor. Kümbet’te, Bektaş’ta, Kulakkaya’da adım atacak yer yok… Araçlar dolu, sofralar kurulu, semaverler fokur fokur…
Çimenlerin üstünde çöpten yürüyemiyorsunuz… Sahilde kumda yatmak şöyle dursun, yere ayakkabısız basamıyorsunuz bile!...
Tahribat her yıl ayrı bir boyuta........
