NATO (Soğuk savaş dönemi)
Türkiye, 7–8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da, 36’ncı NATO Liderler Zirvesi’ne 2004 İstanbul zirvesinden sonra ikinci kez ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Zirve son zirvelerin en önemlisi olarak görülüyor. İran-ABD/İsrail, Rusya-Ukrayna krizlerinin yanında ABD’nin sürekli dile getirdiği “NATO’da önemli değişikliklere ihtiyaç var’ yaklaşımı zirveyi daha da önemli kılıyor.
Bizde bu kadar önemli bir zirveden önce okuyucularımız için NATO ile ilgili bir yazı dizisi yazalım dedik. İkinci Dünya Savaşından sonra, Doğu ve Orta Avrupa ülkeleri Sovyetler Birliği (SSCB)’nin saflarına katıldı ve bu ülkelerde Sovyet modelinde totaliter rejimler kuruldu. Ayrıca Sovyetler, savaş yorgunu Batı Avrupa’ya karşı büyük bir konvansiyonel askeri gücü hazır tuttu. Stalin-Molotof ikilisinin yarattığı baskı karşı tedbiri mecbur hale getirdi.
NATO, karşı tedbirin en önemlisiydi. Böylece dünya tarihinin en uzun ömürlü askeri ittifakı ortaya çıktı. NATO’ya karşılık olarak Varşova Paktı’nın kurulması dünyayı yeniden güvenlik ikilemine sürükledi. İki süper güç etrafında yapılaşan iki blok yeni bir güç dengesi yarattı. Bu güç dengesi konvansiyonel kuvvetlerin yanında nükleer silahlara da dayanıyordu. Sistemdeki küçük güçlerin ittifak tercihleri ve kendilerine özgü siyaset izleme istekleri artık kendilerine ait değildi. NATO ile ABD Avrupa güvenlik mimarisinde yalnızca askeri değil siyasi anlamda da ana aktörü haline gelmişti.
NATO’nun Soğuk Savaş süresince anlayışı karşı bloku askeri bakımdan dengelemeye ve ortaya çıkan uyuşmazlıkları barışçı yolla çözmeye dayanıyordu. Soğuk Savaş döneminde NATO’nun en önemli işlevlerinden biri ABD ile Avrupa arasında sürekli bir bağ yaratmasıydı. Bu bağ Avrupa’yı güvende tutarken ABD’nin Avrupa üzerindeki varlığının devamlılığını sağlıyordu. Bu Trump’ın NATO’dan çıkarız tehditlerinin tabanının bulunmadığının en önemli noktasıdır.........
