ZORUNLU EĞİTİM NEDEN ZORUNLU?
Eğitim mi, öğretim mi; yoksa ikisi birlikte mi?
Günümüz zorunlu eğitim sisteminin karşı karşıya kaldığı en yıkıcı kriz; eğitim alan ile eğitim veren arasındaki sevgi ve saygıya dayalı tüm bağların kopmuş olmasıdır. Oysa öğrenmenin serüveni eğitimin kalitesi için karşılıklı anlayış şarttır. Eğitimin her birey için aynı yaşta, aynı metodolojiyle ve aynı dozda "zorunlu" kılındığı mevcut kitle eğitimi modeli; okulları birer ilim yuvası olmaktan çıkarmaktadır. Öğretim metodu için standardizasyon gerekli olabilir ancak eğitim standardize edildikçe kalitesi bozulan bir süreçtir. Bu standardizasyon sonucunda eğitim süreci ailelerin çocuklarını gün boyu devrettiği bir "gözetim alanı"na dönüştürmektedir. Tabii olarak bu kaba, kişi tanımaz sistem, öğretmenleri de öğreticilikten ziyade sınıftaki düzeni sağlamakla görevli birer gözetmene dönüştürmüştür.
Son yıllarda medya ve kamuoyu gündemine sıkça yansıyan; sınıf içi disiplinsizlikler, öğretmenlere yönelik fiziksel ve sözlü şiddet vakaları, darbedilen ya da öldürülen öğretmenler, okul saldırıları, sosyal medyada öne çıkan akran zorbalığı videoları ve ilkokul seviyesine kadar inen madde bağımlılığı, ahlaki erozyon tesadüf değildir. Bu mesele ayrıca herkesin düşündüğü gibi çağın hastalığı da değildir.
Okulda bulunmak istemeyen, akademik eğitime ilgisi ve yeteneği olmayan, ancak yasal zorunluluklar nedeniyle sistem içinde tutulan çocuklar ve gençler hem kendi potansiyellerini boşa harcamakta hem de okumak isteyen öğrencilerin eğitim hakkına olumsuz yönde etkili olmaktadırlar. Eğitim almak istemeyenlerin okulda mecburi tutulması, okulu bir ilim öğrenme yeri olmaktan çıkarıp bir gerilim sahasına dönüştürmektedir. Öğrenmek çabasında olanlar ile içsel isteksizliklerin çatışması öğretimi bozduğu gibi iyi birer insan ve vatandaş olma eğitimini de derinden yaralamaktadır.
Klasik Osmanlı ve medrese modelinde eğitim, saygı, ahlak, inanç, gelenek ve görenek, vatanperverlik, millî mücadele gibi temel ilkeler üzerine kuruluydu. Her çocuğun mizacı, huyu, olaylara yaklaşım şekli, zekâ türü ve yeteneği gözlemlenir; ilme kapasitesi tesbit edilen ilim yoluna (medrese), idari kabiliyeti olan devlet kademesine (enderun), el becerisi ve zanaata yatkın olan ise ahlak ve edep süzgecinden geçerek usta-çırak ilişkisiyle mesleğe (ahilik) yönlendirilirdi. Çünkü amaç insanın yetenekleri ölçüsünde bir konum elde etmesini sağlamaktı.
Bugün ise tüm gençliği tek tip akademik yarışa (LGS ve YKS) mücadelesine mahkûm etmek ne bireye ne de ülkeye fayda sağlamaktadır. Öğrenim sürecinin sonunda bir meslek edinme süreci sadece akademik........
