menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Almanya-İsrail işbirliği gölgesinde Doğu Akdeniz’deki askerî güç dengeleri ve batan Türk gemilerinde sabotaj ihtimali!

64 0
04.09.2026

Ömür Çelikdönmez yazdı;

Almanya-İsrail işbirliği gölgesinde Doğu Akdeniz’deki askerî güç dengeleri ve batan Türk gemilerinde sabotaj ihtimali!

Deniz kazaları, çoğu zaman can kayıplarının yanı sıra maddi zararlara ve çevre tahribatına da yol açar ve   yaşanması hiç de arzu edilmez. Türk denizcilik tarihinin en acı hadiselerinden biri de TCG Dumlupınar’ın (D-6) 4 Nisan 1953’te Çanakkale Boğazı’nda batmasıdır.

NATO tatbikatından dönen denizaltı, bir şileple çarpışmasının ardından sulara gömülmüş, kazada 81 Türk denizcisi şehit olmuştur. Dumlupınar faciası, üzerinden yıllar geçmesine rağmen Türk denizcilik tarihinin en derin acılarından biri ve her yıl 4 Nisan’da Deniz Şehitlerini Anma Günü kapsamında şehitlerimiz saygı ve rahmetle anılıyorlar.

550 metreden 950 metreye: Denizin yuttuğu iki gemi…

Denizlerde peş peşe yaşanan iki büyük kaza, kamuoyunda derin üzüntü ve endişe yarattı. İlk olarak Kıbrıs’ın Girne kenti açıklarında 267 kişiyi taşıyan katamaran tipi yolcu gemisi, su alarak alabora oldu; arama kurtarma ekiplerinin müdahalesiyle 239 kişi sağ kurtarılırken 10 kişi canından oldu, 18 kişi denizde kayboldu ve TCG Alemdar gemisince yapılan tespitlerde enkazın denizin 550 metre derinliğinde bulunduğu açıklandı.

30 Ağustos’a düşen gölge: FİLOJET faciası Türkiye’ye bir mesaj mıydı?

Bu olayın hemen ardından Marmara Denizi’nin Silivri açıklarında Türk bayraklı “Alsu” ve “Tuğberk İmamoğlu” adlı iki ticari gemi çarpıştı; kaza sonrası 11 dakika içinde sulara gömülen ve deniz derinliğinin yaklaşık 800 ile 950 metre arasında değiştiği bölgede batan “Tuğberk İmamoğlu” gemisindeki 10 kişilik Türk mürettebat ile tüm iletişim kesilerek Valilik, Sahil Güvenlik, Deniz Emniyeti ve Deniz Kuvvetleri koordinasyonunda geniş çaplı arama-kurtarma operasyonları başlatıldı.

FİLOJET faciası KKTC’de hükümet krizine dönüştü: Erhan Arıklı ve YDP gerçeği…

KKTC Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, FİLOJET gemisi faciasına ilişkin soruşturmanın sağlıklı yürütülmesi gerekçesiyle 2 Eylül 2026’da görevden alındı. Bu kararın ardından, Genel Başkanlığını Arıklı’nın yürüttüğü koalisyon ortağı Yeniden Doğuş Partisi hükümetten çekildi.

​2016’da kurulan YDP, Kıbrıs meselesinde federasyon yerine egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözümü ve KKTC’nin bağımsızlığını savunuyor. Seçmen tabanı ağırlıklı olarak 1974 sonrası Türkiye’den adaya yerleşen ailelerden oluşan parti, Ankara ile ilişkilere önem vermekle birlikte "yavru vatan" söylemi yerine eşit iki Türk devleti anlayışını öne çıkarıyor.

​1962 Ardahan doğumlu olan ve 1975’te Kıbrıs’a yerleşen akademisyen kökenli Arıklı, 2016'dan bu yana YDP Genel Başkanlığını sürdürürken geçmişte Ekonomi ve Enerji Bakanlığı görevinde de bulunmuştu.

FİLOJET faciası Erhan Arıklı’nın sorumluluğu: İdari ihmal mi, siyasi tedbir mi?

FİLOJET faciasında Erhan Arıklı’nın kişisel ihmali, bazı yasadışı uygulamalara göz yummuşluğu varsa adli soruşturmayla netleşecektir. Ancak bakanlığın denize elverişlilik, teknik denetim ve seyrüsefer izinlerinde idari zafiyeti eleştirilerin merkezinde yer alıyor.

Arıklı’yı görevden alma kararı, delillerin korunması ve soruşturmanın tarafsızlığı amaçlı. Gemi bakımsızlığı ve kapasite aşımı iddialarına karşı Arıklı, prosedürlere uyduğunu ve hukuki sorumluluğu olmadığını savunuyor.

Girne ve Silivri açıklarında batan gemilerde İsrail şüphesi!..

Girne’den Taşucu’na sefer yaptığı esnada alabora olarak 514 metre derinliğe batan katamaran tipi "Filo Jet" adlı yolcu feribotuna ilişkin yürütülen adli ve askeri soruşturmada, kazanın nedenine dair çok boyutlu ihtimaller mercek altında.

Kıbrıs merkezli üst düzey bir güvenlik kaynağının aktardığı bilgilere göre soruşturma; sadece teknik bir gövde aşınması veya fırtına etkisiyle sınırlı değil. Gemiye limandayken dışarıdan patlayıcı/ limpet mayını sokulmuş olabileceği senaryosu ile olay öncesinde Girne açıklarında saptandığı öne sürülen şüpheli denizaltı hareketliliği de inceleniyor.

Kamuoyunda ve askeri çevrelerde yankı bulan "Bu eylemi kim, neden yapmış olabilir?" sorusunun perde arkası Doğu Akdeniz'deki jeopolitik restleşmelerde gizli olabilir mi? Neden böyle düşünmek gerekiyor? Bir sebebi mutlaka vardır değil mi?

Çünkü Yunanistan’ın önde gelen stratejik yayın organlarından ProNews, Binyamin Netanyahu yönetiminin İsrail'deki iç seçim dinamikleri öncesinde –tıpkı Suriye topraklarında olduğu gibi– Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Türk askeri üslerini ve lojistik hatlarını doğrudan ya da örtülü operasyonlarla hedef alma senaryoları üzerinde çalıştığını iddia etmişti.

Bu sarsıcı iddianın hemen bir gün sonra İsrailli The Jerusalem Post ile ABD merkezli The Algemeiner gibi küresel nüfuz sahibi yayın organları tarafından da eş zamanlı olarak dünya gündemine taşınması dikkat çekici.

Bu durum, sivil bir feribot faciasının ardında yatan olası bir sabotajın, Türkiye'nin Mavi Vatan'daki askeri varlığını yıpratmayı, KKTC koridorunu güvensizleştirmeyi ve bölgede hibrit bir çatışma alanı yaratarak dikkatleri başka yöne çekmeyi amaçlayan uluslararası bir örtülü operasyon/black op zincirinin parçası olabileceği şüphelerini derinleştirmektedir.

Peş peşe gelen gemi facialarında küresel istihbarat şüphesi…

Resmi makamlar, her iki geminin de kaza sonucu battığını açıklamış; sabotaj veya saldırı ihtimaline dair hiçbir imada bulunmamıştır. Anlaşılan o ki devlet ricali, bu süreçte olayların kaza olarak kabul edilmesini ve bu şekilde yansıtılmasını uygun görmüşler.

Mavi Vatan'ı çevreleyen stratejik su yollarındaki görünmez riskleri kavrayabilmek adına öncelikle şu temel soruyu sormak gerekir: Doğu Akdeniz, Marmara ve Karadeniz eksenindeki güncel donanma güç dengeleri ile küresel istihbarat örgütlerinin su altı hareketliliği hakkında bugün neler biliniyor?

Son küresel askeri raporlara göre Türk Deniz........

© Dikgazete.com