menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bir toplumu susturmanın bedeli...

23 0
friday

Murat Ağırel’in henüz yayımlamadığı bir haber nedeniyle tutuklanması, İsmail Arı’nın ikinci kez cezaevine gönderilmesi, Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı’nın bir fotoğraf paylaşımı nedeniyle tutuklanması, İsmail Saymaz hakkındaki ev hapsi kararı, Bahadır Özgür’ün gözaltına alınması, gazetecilerin sosyal medya hesaplarına peş peşe getirilen erişim engelleri...

Liste uzuyor. Biri serbest bırakılırken diğeri gözaltına alınıyor. Bahadır Özgür, kendisine söylenenleri aktarıyor: “Seni çıkardık, Murat’ı aldık.” Yaşananları iki sözcükle özetliyor: “Nöbetleşe gazetecilik.”

Bir gazetecinin haber yapmasının bedeli cezaevi, soru sormasının bedeli gözaltı, yazdıklarının bedeli erişim engeli haline getiriliyor. Daha da vahimi, henüz yayımlanmamış bir haber bile tutuklama gerekçesi olabiliyor.

Bu yalnızca gazetecilere yönelik bir saldırı değil. Gazeteciyi susturmak, toplumun gerçeği öğrenme hakkını elinden almaktır.

Üstelik aynı baskı siyasetçiye, öğrenciye, akademisyene, sendikacıya, hakkını arayan yurttaşa da yöneliyor. Her gözaltı, her tutuklama, her yasak yalnızca hedef aldığı kişiye değil, geride kalanlara da bir mesaj veriyor: Sıradaki sen olabilirsin.

Böylece yalnızca insanlar susturulmuyor. Toplumun itiraz etme cesareti, dayanışma kurma gücü, haksızlığa karşı birlikte hareket etme refleksi de zayıflatılıyor.

İşte bu yüzden 24 Ekim’de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve basın meslek örgütlerinin çağrısıyla Kadıköy’de yapılacak yürüyüş, yalnızca gazetecilerin değil, haber alma ve gerçeği öğrenme hakkını savunan herkesin meselesi.

AVRUPA’DA 68 RUHU GERİ Mİ........

© Cumhuriyet