İnsanlarla konuşmak neden zahmetli bulunuyor?
İtiraf edelim: Yapay zekâ ile konuşmak çok rahat. Sözünüz kesilmiyor, yanlış anlaşılmıyorsunuz, yüzünüze boş boş bakılmıyor. Derdinizi anlatırken karşınızda telefona gömülmüyor. Üstelik -sizin geçmiş yazım biçinize uygun olarak- her zaman nazik, her zaman ilgili ve şaşırtıcı biçimde “anlayışlı”. Hal böyleyken gerçek insanlarla konuşmak neden bu kadar yorucu gelmeye başladı?
Sorun yapay zekânın çok iyi bir muhatap olması değil. Sorun, bizim insan ilişkilerinde tahammül eşiğimizi giderek aşağı çekmemiz. Yapay zekâ, iletişimi sürtünmesiz hale getiriyor. Oysa insan ilişkileri sürtünme olmadan çalışmaz. Sessizlikler, yanlış anlamalar, duygusal iniş çıkışlar… Bunlar iletişimin arızası değil, mekanizmanın kendisi.
Yapay zekâ tabanlı sohbet sistemleri kullanıcıya üç şey sunuyor: Yargısızlık, sabır ve sınırsız erişilebilirlik. İnsan ilişkilerinde aynı anda bulunması neredeyse imkânsız üç özellik. Karşınızdaki ne alınır, ne sıkılır, ne de “şimdi sırası mı?” der. Bir anlamda karşımızda idealize edilmiş, steril bir iletişim makinesi var. Ve biz buna çok çabuk alıştık.
Alıştıkça da gerçek insanlarla iletişimdeki pürüzleri tolere edemez hale geldik. Bir mesajın geç gelmesi sinir bozucu. Birinin bizi yanlış anlaması kişisel bir saldırı gibi algılanıyor. Oysa bunlar, insan olmanın standart yan etkileri.
Yapay zekâ bu yan etkileri ortadan kaldırmadı; sadece bize onlar yokmuş gibi bir alternatifini sundu. Psikolojide buna “parasosyal etkileşim” deniyor. Daha önce televizyon sunucuları ve ünlüler için kullanılan bu kavram, bugün yapay zekâ için neredeyse birebir geçerli. Karşıdaki bilinçli değil, ama biz öyleymiş gibi tepki veriyoruz. Beyin, “anlaşıldım” hissini kaynağına bakmadan ödüllendiriyor. Stanford İnsan Merkezli Yapay Zekâ Enstitüsü’nün çalışmaları bunu açıkça gösteriyor: İnsanlar, yapay zekâdan gelen empatik yanıtları, gerçek bir insandan gelen tepkilerle benzer biçimde........
