Sosyolojiye karşı siyasi muharebeler
Özel haberlerimizi ve günün öne çıkan gelişmelerini kaçırmamak için BirGün’ün WhatsApp kanalını buraya dokunarak hemen takibe alabilirsiniz.
Büyük ya da küçük hemen tüm çatışmaların, savaşların ve çelişkilerin seyrini belirleyen faktörlerin en önemlileri, yaygın kanının aksine askeri değil, sosyolojik olanlardır. Sosyoloji öyle güçlü bir faktördür ki, kazanıldığı sanılan bir savaş gerçekte kaybedilmiş olabilir. Tecrübelerin gösterdiği gibi bir dil ya da inanca mensup toplulukların üyeleri büyük ölçüde yok edilse bile o dil-inançların yeni toplumsal gruplarda ortaya çıkması mümkündür ve buna mani olunamaz. Bu yüzden sosyoloji ile savaş, en baştan kaybedilmiş bir muharebe gibidir.
Bu durumun tipik örneği herhalde ABD-İsrail saldırganlığına direnen İran’dır. İran’ın en büyük gücü çoğul-köklü sosyolojisinden gelir. Üstelik bu, iskân politikalarıyla oluşan yapay çoğulluk değil, geleneksel ve yerlidir. Dünyada en eski dillerin ve kültürlerin hayat bulduğu bu toplumsal coğrafya, köklü devlet geleneğinin de inşa edildiği mekândır. Etnik bağlamda nüfusun Q’i Fars, '’si Azeri, ’u Kürt, %6’sı Lur, %2’si Beluci, %2’si Arap ve %2’si Kaşkay Türklerinden oluşan bu sosyolojik dokuda resmi dil Farsça olsa da diğer bazı diller de okullarda öğretilmektedir. İran, ağırlıklı Şii Müslümanların ülkesi olsa da, etrafını kuşatan Sunni Müslüman dünyadan da çok farklıdır. Zerdüştler, Mistikler, Hristiyanlar, Yahudiler, Bahailer’in ülkesinde........
