Bence ve ötesi: Post-truth çağında birleşik mücadele
Post-truth çağında eyliyoruz ve itiraz ediyoruz bi’şeylere. “O mu, bu mu?” devrindeyiz. Şeylerin katmanlı yapısı bir hokus pokusla buharlaştırıldı. Yüzeysellik norm olurken, derinlik kibir ve zaman kaybı derekesine itildi.
Bu durum yalnızca hakikatle kurduğumuz ilişkiyi değil, politik mücadeleye dair kavrayışımızı da etkiliyor. Muktedire karşı ne yapılması gerektiği sorusu giderek daha az tartışılırken; kiminle yan yana durulacağı, kimden ne kadar hoşlanıldığı ve hangi rezervlerin korunacağı daha fazla tartışılır hale geliyor.
Oysa bugünün yakıcı ihtiyacı, kişisel kanaatlerin ve politik hoşnutsuzlukların ötesine geçerek muktedire karşı en geniş mücadele zeminini kurabilmektir.
Post-truth çağının akıntısında sörf yapmak
Şebnem Ferah konseri öncesinde ne yaşadık mesela biz? Ne tartışıldı ve neye itiraz edildi? Sırrı Süreyya Önder’e kategorik bir düşmanlık besleyen ırkçı kesimler… Teoman’a beğeni atılması… Falan filan…
Bundan 20 küsür sene önce, Ahmet Kaya’dan “Kafama Sıkar Giderim” dinlerdi ülkücüler. “Vallahi bir dostu özledik, vallahi Apo’yu özledik” diye terennüm eden Ahmet Kaya’dan. Ve evet bunu bilmelerine rağmen. “Ahmet Kaya bölücü olabilir ama şarkıları efsane” diye mırıldanarak hatta.
“Ah ah! Eskiden hoşgörü vardı azizim!” gibi bir melankolide değilim. Sadece post-truth çağının akıntısını izah etmeye çalışıyorum. Artık hem öyle hem böyle gibi katmanlı ve boyutlu bir yaklaşım “timeline”da itibar görmüyor. Ya öyle ya böyle her şey.
Tek millet, tek devlet, tek boyut, tek katman…
Bence’nin diyalektiği
Sol-sosyalist-demokrat sahada yürüyen barış süreci tartışmaları ve sürece yöneltilen itirazlar da tam olarak bu zeminden besleniyor. “Kimle barış yapacaksınız, Bahçeli’yle mi?” türünden çıkışlar ile “Erdoğan’la yürütülen bir barış süreci Erdoğan’ı güçlendirebilir; ben Erdoğan’ın güçlenmesini istemiyorum, öyleyse barış sürecine de karşıyım” şeklindeki akıl yürütmeler, Aristotelesçi kıyasın siyasal alandaki en saf örnekleri olarak karşımıza çıkıyor.
Barış süreci etrafında düğümlenen tartışmaların gölgesi, “Muktedire karşı ne yapmalı?” sorusuna verilen cevapların üzerine de düşüyor. Gerçek bir “Neden” sorusuna nasıl doğru şekilde cevap verilebileceği konusunda ciddi bir kafa karışıklığı yaşandığı kesin.
Doğru ve yanlış tamamen referans noktasıyla alakalıdır. Neyi referans alıyoruz tartışırken? Ortaya konan argümanların bir anlamı olması buna bağlı. Argümanların esprisi savunulan........
