menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kurumsal İletişim mi, Liderin Vitrini mi?

19 0
02.06.2026

Köşe Yazıları Diş Hekimliği Eczacılık Edebiyat Eğitim Fen Güzel Sanatlar ve Tasarım Hemşirelik Hukuk İktisadi ve İdari Bilimler İlahiyat İletişim İnsan ve Toplum Bilimleri İşletme Mimarlık Mühendislik Orman Sağlık Bilimleri Siyasal Bilgiler Spor Bilimleri Tıp Veteriner Ziraat

Güzel Sanatlar ve Tasarım

İktisadi ve İdari Bilimler

İnsan ve Toplum Bilimleri

"HAYATI: doğal bir OKUyuşla; PAYLAŞmak"

Kurumsal İletişim mi, Liderin Vitrini mi?

Bugüne kadar üç farklı üniversitede kurumsal iletişim alanında pek çok çalışmanın içinde bulundum. Farklı dönemlerde pek çok rektörle, yöneticiyle, akademisyenle ve iletişim ekibiyle birlikte çalıştım. Kimi zaman bir etkinliğin hazırlığında, kimi zaman bir basın duyurusunun yazımında, kimi zaman bir strateji toplantısında, kimi zaman da kurumun dış dünyaya nasıl göründüğünü tartıştığımız uzun değerlendirmelerde yer aldım.

Yalnızca Türkiye’de değil, yurt dışında da pek çok üniversitenin kurumsal iletişim birimini ve medya kuruluşunu ziyaret etme; oradaki işleyişi, yaklaşımı ve iletişim kültürünü yerinde gözlemleme imkânım oldu.

Bütün bu deneyimler bana şunu gösterdi: Kurumsal iletişim, yıllar içinde yalnızca kullanılan araçlar bakımından değil, bakış açısı bakımından da önemli bir dönüşüm geçirdi.

Bundan 15-20 yıl önce kurumsal iletişim denildiğinde, daha çok kurumu bir bütün olarak ele alan bir anlayıştan söz ederdik. Kurumun tarihi, kimliği, hizmetleri, çalışanları, öğrencileri, paydaşları, üretimleri, başarıları ve topluma sunduğu katkı öne çıkarılırdı. Elbette yöneticiler de görünürdü; ancak bu görünürlük çoğunlukla kurumun temsil edilmesiyle sınırlıydı.

Bugün ise dikkat çekici bir kayma yaşanıyor. Kurumsal iletişim, giderek daha fazla liderin iletişimine dönüşüyor. Kurumun adı, emeği, birikimi ve ortak başarısı kimi zaman geri planda kalırken; kurumun başındaki kişinin yüzü, adı, fotoğrafı, konuşması ve sosyal medya görünürlüğü daha fazla öne çıkıyor.

Peki bu durum iyi mi, kötü mü? Doğru mu, yanlış mı? Sürdürülmeli mi, yoksa yeniden düşünülmeli mi?

Konuyu biraz daha netleştirerek sorayım: Bir kurumun kendi kimliğiyle, değerleriyle, emeğiyle ve topluma sunduğu hizmetle görünür olması mı; yoksa kurumun başındaki kişinin yüzü, adı, fotoğrafı ve kişisel mesajlarıyla öne çıkması mı daha doğru?

Elbette bir liderin görünür olması başlı başına yanlış değildir. Hatta kimi durumlarda gereklidir. Kriz anında, önemli bir başarıda, toplumsal sorumluluk gerektiren bir konuda ya da kurumun geleceğini ilgilendiren stratejik bir kararda liderin açık, samimi ve güven veren bir dille konuşması kuruma değer katar. İnsanlar çoğu zaman kurumların soğuk duvarlarından çok, o kurumları temsil eden insanların sesine, yüzüne ve üslubuna bakar.

Ama burada ince bir çizgi vardır.

Lider kurumu görünür kılıyorsa bu kurumsal iletişimdir. Kurum lideri görünür kılmak için araçsallaşıyorsa bu artık liderin kişisel vitrinine dönüşmüş demektir.

Günümüzde bu eğilimi hızlandıran en önemli unsurlardan biri de kuşkusuz sosyal medyadır.

Çünkü sosyal medya, soyut kurumları değil; çoğu zaman yüzü, sesi, hikâyesi ve duygusu olan kişileri öne çıkarıyor.

Bir logo her zaman duygusal bağ kuramayabilir; ama bir yüz kurabilir. Bir faaliyet raporu geniş kitlelere ulaşamayabilir; ama liderin kısa bir videosu, sahadan bir fotoğrafı ya da içten görünen bir paylaşımı hızla dolaşıma girebilir.

Böylece kurumsal iletişim, farkında olunmadan, kurumun ortak emeğini anlatan bir alandan liderin kişisel görünürlüğünü büyüten bir vitrine doğru kayabilir.

Bu nedenle kurumlar giderek daha fazla “insan yüzü” arıyor. Bu yüz de çoğu zaman kurumun başındaki kişi oluyor. Buraya kadar mesele anlaşılabilir.

Ancak asıl sorun kurumun insanileşmesi değil; kurumun tek kişileşmesidir.

Bu eğilimin en belirgin örneklerinden birini siyasal yaşamda görmek mümkündür. Bugün birçok siyasi partide parti programından, kurumsal gelenekten, örgüt yapısından ya da kolektif kadrodan çok; liderin yüzü, sözü, üslubu ve kişisel karizması öne çıkmaktadır.

Seçim kampanyaları çoğu zaman parti kimliğinden çok lider imajı etrafında kurulmakta; afişlerde, videolarda, sloganlarda ve sosyal medya paylaşımlarında lider, partinin önüne geçebilmektedir.

Bu durum kimi zaman güçlü bir temsil duygusu üretse de uzun vadede kurumların, partilerin ve örgütlerin kişilere bağımlı hâle gelmesi riskini taşır.

Evet, lider merkezli iletişim kısa vadede dikkat çeker, kalabalıkları harekete geçirir ve güçlü bir görünürlük sağlar. Fakat her şey liderin adı, yüzü ve söylemi etrafında kurulduğunda; kurumun ortak aklı, kurumsal hafızası ve kadro emeği görünmez hâle gelebilir.

Benzer bir tabloyu başka alanlarda da görmek mümkündür.

Örneğin bir belediyede asıl görünür olması gereken; hizmet, yurttaş, kamusal fayda, şeffaflık ve hesap verebilirliktir. Belediye başkanının sahada olması, halkla temas kurması ve projeleri anlatması elbette değerlidir. Fakat her hizmetin merkezinde başkanın yüzü, her afişte başkanın adı, her paylaşımda başkanın kişisel anlatısı varsa, hizmet iletişimi ile kişisel propaganda arasındaki sınır bulanıklaşır.

Benzer biçimde bir üniversitenin iletişiminde öğrenciler,........

© Akademik Akıl