Maria Suphi: Savaş ganimeti olarak görülen kadın
TRABZON KAYIKÇILAR KAHYASI YAHYA’YA GÖRE MARİA BİR SAVAŞ GANİMETİ İDİ
Öncelikle Maria’yı zalimce elinde tutan Yahya Kahya’nın onu nasıl gördüğünü sizinle paylaşmak isterim. Az önce okuduğum bir yazıda Enver Paşa’nın sadık adamlarından Filibeli Hilmi ile aralarında geçen konuşmalar var. Bu konuşmalar hatıralarda kayıtlı. (1922) Bir göz atalım dilerseniz.
Bu konuşmalarda Kahya Maria’yı bir savaş ganimeti olarak görüyor ve “dinen helal olduğunu” söylüyor. Şaşırmadım doğrusu.
Allahsız komünistler öldürüldüğüne göre yanlarında getirdikleri her şey savaş ganimetiydi. Rus rubleleri, altınlar, çeşitli mücevherat ganimetti. Suphi’nin evrak çantası içindeki her şey. Motorda sağ bırakılarak kıyıya geri getirilen Maria da. Müslümanlığın buna cevaz verdiğini düşünüyordu.
28/29 Ocak 1921 gecesi Trabzon İskelesi’ne iki motor yanaştı. Biri boştu. Onbeşleri Sürmene açıklarına kadar götüren motor. Öbürü ise, Kahya ve adamlarını getiren motordu.
Komintern’in örgütlenme için verdiği rubleler parti evrakına nerede el konulduğunu ve paranın miktarını bilmiyoruz.
Paraların bir kasa içinde getirildiğine dair bilgiler var. Burası kesin.
Maria artık Odesalı bir Komsomolka, Mustafa Suphi’nin eşi değil bir savaş ganimetiydi.
Üç ayrı ortamda uzun süre istismar edildi. Kahya’nın çömlekçi mahallesindeki konağında, Nemlizade Ragıp’ın köşkünde, Rizeli kabadayılar çetesinin elinde.
Eşi ve partili arkadaşları gözlerinin önünde vahşice katledilmişti. Akibeti o gece katledilenlerden daha tahammülfersa olmuştu.
Maria’nın tutsaklığı Trabzon’da biliniyordu. Katliamdan sonraki ilk günlerde Trabzon’daki Rus konsolosu Ali Oruç Bagirov bir Rus vatandaşının Kahya’nın elinde olduğu haberini aldı. Vilayet ile resmi bir temas kurdu mu bilmiyorum. Kahya’yı Konsolosluğa getirterek sorguya çekti. Hükümet, Kahya’nın Konsolosluğa çağrılarak sorguya çekilmesini tepkiyle karşıladı. İçişlerine müdahale sayıldı. İddianın doğruluğundan ziyade meseleyi devletler hukuka aykırılık yönüyle ele aldı.
Bence Trabzon’da vilayet yönetimi, jandarma ve piyade tümeni komutanı olayı biliyordu. Kahya’nın “İskele Hükümeti” iktidarı karşısında sessiz kalmayı tercih ediyorlardı.
Trabzon’da piyade tümeni komutanlığı yapmış olan Sami Sabit Karaman Yahya’yı Maria konusunda sorgulamak istemiş, kimse onu elimden alamaz. Ankara’nın onayı var anlamına gelen sözler sarf etmiş.
Bence Yahya Ankara’nın bilgisi ve onayı var diyerek bir korunma alanı yaratmak istiyordu.
Ankara, Trabzon Kayıkçılar kethüdasının bir kadını ganimet olarak tutsak etmesine onay vermiş olamaz.
YAHYA KAHYA TOPAL OSMAN VE DİĞERLERİ
Yahya Kahya öncelikle Enver Paşa’nın adamıdır.
Bir Enver Paşa örgütü olan Teşkilatı Mahsusa’da çok etkin bir şekilde görevlendirilmişti. Ermeni tehciri işlerinde rol aldığını biliyoruz.
Kahya’nın savaş yıllarında büyük servet ve silah stoku edindiğini, etrafında yüzlerce adamdan oluşan vurucu bir güç topladığını tahmin etmek zor değildir. Mütarekeyle birlikte ortaya çıkan kaotik durumdan yararlanarak bölgede büyük nüfuz sahibi olmuştu.
Bu arada Kahya’nın Rus cephesinde (Sarıkamış) Teşkilatı Mahsusa kıtalarında savaşa fiilen katıldığını not etmek gerekir.
Önemli bir başka bir nokta Pontusçulara karşı yürüttüğü şiddetli mücadeledir. Bu bir iç savaştı. Bu savaşın sonuçlarından biri Pontusçuların mülksüzleştirilmesi, mağlup edilen çetecilerin mallarının müsaderesi oldu.
Ordu müfettişi Mustafa Kemal Paşa Anadolu’ya geçtiğinde Pontusçuluk ciddi boyutlara ulaşmıştı.
Trabzon Rum Metropoliti Hrisantos Paris Konferansına Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurulması talebiyle gitmişti. Bunu tarihi haklara dayandırıyordu. Konferansa haklılığını gösteren bir layiha sundu. Ortam bütün Karadeniz sahilleri boyunca oldukça karmaşıktı. Savaş bitmiş, Ruslar çekilmişti. Ama yeni statükonun ne olacağı muğlaktı.
Öte yandan Karadenizin Kuzeyinde, Kafkaslarda bir iç savaş sürüyordu. Bolşeviklerle Çarlık rejmine bağlı güçler arasında.
Kahya’nın nüfuz alanının Canik sancağından Batum’a kadar yayıldığını söylemek yanlış olmaz.
Samsun’dan itibaren bütün limanlardan yapılan seyrü sefer, insan ve emtia hareketliliği üzerinde Kahya’nın hakimiyeti vardı
Bu ortam Yahya’yı fiili bir yerel iktidar haline getirmişti. Bir çeşit hükümet, bir savaş lordu demek yanlış olmaz sanırım.
Karadeniz limanlarının her birinde silahlı adamları, çeteleri vardı: Bu gruplara liman mafyası demek mümkündür.
Bu noktada Giresunlu Topal Osman Ağa ile yakın bir teşriki mesai içinde olduğunu ekleyelim. Ortak düşman Pontus Rumları idi. Onlara karşı verdikleri mücadele kurdukları bölgesel hegemonyanın gözmezden gelinmesine neden oluyordu.
Topal Osman Ağa ve Kahya Yahya’ya bağlı silahlı adamlar Pontusçulara karşı en geniş yerel gücü oluşturuyordu.
Bu arada Kahya’nın Enver Paşa’ya bağlı Teşkilatı Mahsusa bağlantılarının devam ettiği anlaşılıyor.
TBMM hükümetin kurulması , Anadolu’da tam bir otorite tessüsü anlamına gelmiyordu. Ne mülki ne de askeri anlamda.
İdare millicilere geçmişti ama, atanan vali ve mutasarrıflar eşraf ve mütegallibeyi kollamak zorundaydı. Kahya’nın “iskele hükümeti” ile karşı karşıya gelmeleri söz konusu olamazdı. Bu bir “compromise” durumu idi.
Sami Sabit Karaman’ın derme çatma 13. Piyade Tümeni dışında hükümet kuvveti yoktu. Karaman, Trabzon’a gittiğinde tümenin sadece adı vardı.
Çarlık ordusundan kalma silah depoları Kahya’nın denetimi altındaydı
MUSTAFA SUPHİ’NİN RUSYA HAYATI
Mustafa Suphi Bolşevik Devrimi gerçekleştiğinde Urallarda bir esir kampında tutuluyordu. Çarlık rejimi taraf ından oradya gönderilmişti.
Sürgünde bulunduğu Sinop’tan Ahmet Bedevi Kuran ile birlikte Sivastapol’a firar etmişti. (Mayıs 1914) Savaş patlayınca hasım Osmanlı Devleti’nin vatandaşı olduğu olduğu için Kaluga Valisi tarafından esir kampına gönderilmişti. Bu kampta bin civarında Osmanlı tebasının bulunduğu söylenir.
Savaş devam ederken kampa yeni esirler de getirildi. Savaşın sonuna doğru Rusya ağır bir bunalımın içine düştü.
Bolşevikler diğer siyasi güçlerin dağınıklığından yararlanarak iktidarı aldılar. Rusya, monarşiyi lağv etmiş, cumhuriyete geçmişti. Bir süre Kerensky’nin sosyal demokrat hükümeti iktidarda kaldı. General Lavr Kornilov’un darbe girişiminden sonra bütün dengeler değişti.
Bolşevikler silahlı bir ayaklanma ile iktidarı ele geçirdiler.
Esir kampları da bu rejim değişikliğinden etkilendi. Çarlık devrilmiş, eşitlik ve özgürlük vaadeden Bolşevikler iktidara gelmişti.
Devrimin yerleşmesi hiç kolay olmayacaktı. Çarlık generalleri eski rejimi 1921’e kadar savundular. Denikin, Kolçak ve Wrangel. Kızıllara karşı beyaz üniformalar içinde savaştılar. Bu çarlık ordusunun simgesiydi.
Kanlı bir iç savaş oldu. İç savaş bu yazımızın konusu değil. Ama birkaç söz etmeden geçmeyeceğim. Kırım yarımadasında Kızıl Ordu komutanı Frunze tarafından kuşatılan Wrangel’in 150.000 kişilik ordusu müttefik gemileriyle tahliye edildi. Daha ziyade Fransız amiral Dumesnil’in gayretleriyle. Bu konuda 12 puntoda bir yazım yayınlanmıştı. Bir göz atmanızı öneririm.
1920 sonbaharında İstanbul sokakları mülteciler doldu. Sadece avamdan insanlar değil ülkesini terk etmek zorunda kalan Rus aristokrasisi de İstanbul’da uzun bir fakrü zaruret hayatı yaşamak zorunda kaldı.
MUSTAFA SUPHİ VE SULTAN GALİYEV ÜÇÜNCÜ ENTERNASYONEL’E KATILIYOR (KOMİNTERN)
Esir kampları boşalırken binlerce yeni Bolşevik ortaya çıkmıştı. Mustafa Suphi de bunlardan biriydi. Lenin ve Stalin’in “milliyetler meselesi” olarak tanımladığı meselenin çözümünde yararlanılabilecek bir birikimi vardı. Avrupa’da tahsil etmiş, hukuk ve siyasal bilimler eğitimi almış, Jean Jaures’i hayranlıkla dinlemiş bir simaydı.
Sultan Galiyev ile birlikte Moskova’da Stalin’in ekibine katıldılar.
Bu sosyalizmin reel-politik değil iyimser ütopya dönemiydi.
Çarlık zulmünden kurtulan halklar kendi özgür seçimleriyle ve kendi belirledikleri yoldan sosyalizme ulaşacaklardı. Dayatma olmayacaktı.
Aslına bakılırsa, daha ilk temas günlerinde Stalin, Sultan Galiyev ve Mustafa Suphi’de “millilik” eğilimleri sezdi. Ve bundan hiç hoşlanmadı. Ama belli etmedi.
2-6 Mart 1919 tarihleri arasında Moskova’da III. Enternasyonel toplandı. Bu kez adı Sosyalist Enternasyonal değildi. Komünist Enternasyonel idi. Kısaca Komintern. Amaç artık sosyalizm değil, Dünya komünizmi idi.
Mustafa Suphi, burada toplanan 52 delegeden biriydi. Kendisi Türk komünistlerini temsil ediyordu.
Çarlık generalleri, Urallarda, Kafkasya’da, Kırım’da-peşpeşe-ağır yenilgilere uğradılar. İş savaş 1921’e kadar devam etti.
1920 baharında Kızıl Ordu Kafkaslara indi. (Mart-Nisan) İhtilalden sonra doğan otorite boşluğundan yararlanan yerel güçler, Gürcistanda Menşevik, Azerbaycan’da Müsavat, Ermenistan’da Daşnaksütyun hükümeti kurmuşlardı.
Bu ülkelerin hepsinde Bolşevikler kısa sürede iktidarı aldılar.
Azerbaycan da Dr. Neriman Nerimanov , Başkurt Tatarları arasında Mir Sait Sultan Galiyev en önemli isimlerdi. Nüansları olsa da idealleri ........
