Ucuz elektrik nerede? Elektrik piyasasında büyük illüzyon
Türkiye enerji piyasası son yılların en büyük çelişkilerinden birini yaşıyor. Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPİAŞ) bünyesindeki Gün Öncesi Piyasası’nda (GÖP) elektrik fiyatları bazı saatlerde sıfır TL seviyelerine kadar gerilerken; sanayici, esnaf ve vatandaş yüksek elektrik faturalarıyla karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Elektrik maliyetleri gerekçe gösterilerek üretim maliyetlerine zam yapılıyor, ulaşım tarifeleri artırılıyor, belediyeler enerji giderlerinden şikâyet ediyor, üretici ise zarar ettiğini söylüyor.
Daha da çarpıcısı, Türkiye’de elektrik üretiminin yaklaşık ’ü özel sektör tarafından gerçekleştirilirken; dağıtım ve perakende satışın tamamı da özel şirketlerin kontrolünde bulunuyor. Hal böyleyken, piyasalarda oluşan ucuz elektriğin neden toplumsal refaha dönüşmediği sorusu giderek daha yüksek sesle soruluyor. Eğer elektrik borsasında fiyatlar sıfıra kadar düşüyorsa, vatandaş neden hâlâ pahalı elektrik kullanıyor? Bu ucuz elektriğin kazancı kimin cebine gidiyor, maliyetini kim ödüyor? İşte bugün Türkiye enerji piyasasında tartışılması gereken temel mesele tam da budur.
ENERJİ EKONOMİSİNDE PARADOKSAL BİR DÖNEM: EPİAŞ’ta Elektrik Fiyatları Neden “Sıfırlanıyor”?
Küresel ekonomi, iklim kriziyle mücadele ve yeşil dönüşüm ekseninde tarihsel bir enerji dönüşümünden geçerken, bu dönüşümün en kritik yansımalarından biri elektrik piyasalarında yaşanıyor. Türkiye de son yıllarda özellikle güneş, rüzgâr ve hidroelektrik yatırımlarında önemli bir kapasite artışı sağlayarak yenilenebilir enerji alanında dikkat çeken ülkelerden biri haline geldi. Ancak tam da bu dönüşüm süreci, enerji piyasasında yeni ve derin bir çelişkiyi görünür kılıyor.
Son dönemde EPİAŞ bünyesindeki Gün Öncesi Piyasası’nda (GÖP) özellikle bahar aylarında günün belirli saatlerinde elektrik fiyatlarının sıfır TL seviyelerine kadar gerilediğine şahit oluyoruz. İlk bakışta bu tablo, “ucuz enerji” ya da “yenilenebilir enerjinin başarısı” olarak okunabilir. Ancak meselenin arka planına bakıldığında ortaya çıkan manzara çok daha karmaşık bir ekonomik ve yapısal soruna işaret ediyor.
Elektrik fiyatlarının sıfırlanmasının temelinde birkaç önemli dinamik bulunuyor. Öncelikle hidroelektrik santrallerde su seviyelerinin yükselmesi üretim kapasitesini artırıyor. Buna ek olarak güneş ve rüzgâr santrallerinin toplam üretim içindeki payı her geçen yıl büyüyor. Özellikle öğle saatlerinde güneş enerjisinin sisteme yoğun şekilde yüklenmesi, talebin mevsimsel olarak düşük kaldığı dönemlerle birleşince piyasada ciddi bir arz fazlası oluşuyor. Elektrik depolanabilir bir ürün olmadığı için, sistemde oluşan bu arz baskısı fiyatları hızla aşağı çekiyor.
Üstelik güneş ve rüzgâr santrallerinin marjinal üretim maliyetleri oldukça düşük olduğu için, bu santraller piyasaya çoğu zaman “0 TL’den satış” teklifi verebiliyor. Talebin zayıf kaldığı saatlerde ise piyasa takas fiyatı doğal olarak sıfır noktasına kadar geriliyor.
Ancak burada gözden kaçırılan kritik nokta şudur: Elektrik fiyatlarının sıfıra düşmesi, sistemde herkesin kazandığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu durum enerji piyasasında ciddi bir gelir dağılımı bozukluğu, yatırım riski ve yapısal maliyet transferi yaratıyor. Çünkü fiyatlar sıfırlanırken bazı üreticiler devlet garantileri sayesinde gelirlerini korumaya devam ederken, serbest piyasada faaliyet gösteren birçok yatırımcı zararına üretim yapmak zorunda kalıyor. Daha önemlisi ise, borsadaki bu ucuzluk vatandaşın faturasına aynı ölçüde yansımıyor.
ELEKTRİK TARİFELERİ (ULUSAL TARİFE) NASIL OLUŞUR?
Kamuoyunda elektrik faturaları çoğu zaman yalnızca “elektriğin fiyatı” üzerinden değerlendiriliyor. Oysa konut abonelerinin kullandığı ulusal tarife sistemi, tek bir maliyet kaleminden değil; üretimden dağıtıma, vergilerden kamu desteklerine kadar uzanan çok katmanlı bir fiyatlama mekanizmasından oluşuyor. Vatandaşın faturasında gördüğü nihai rakam, yalnızca EPİAŞ elektrik borsasında oluşan aktif enerji fiyatını değil; dağıtım bedellerini, iletim maliyetlerini, sistem kullanım giderlerini, vergileri ve sübvansiyon politikalarını da içeriyor.
Faturanın en görünür kısmı olan “aktif enerji bedeli”, doğrudan elektrik üretim maliyetlerinden ve EPİAŞ’taki piyasa fiyatlarından etkileniyor. Ancak bunun yanında dağıtım şirketlerinin altyapı yatırımları, bakım-onarım giderleri, kayıp-kaçak hedefleri ve şebeke işletim maliyetleri de tarifeye yansıtılıyor. Bunlara ek olarak Belediye Tüketim Vergisi (BTV), KDV ve çeşitli yasal kesintiler faturanın toplam tutarını büyütüyor.
Ancak sistemin en kritik ve kamuoyu tarafından en az bilinen boyutu sübvansiyon mekanizmasıdır. Çünkü devlet destekleri faturada ayrı bir kalem olarak görünmüyor; doğrudan tarife yapısının içine gömülü şekilde uygulanıyor. Başka bir ifadeyle vatandaşın ödediği rakam, yalnızca maliyetlere göre değil; devletin hangi maliyetin ne kadarını tüketiciye yansıtmayı tercih ettiğine göre belirleniyor.
Son dönemde vatandaşın hissettiği yüksek fatura artışlarının temel nedeni de yalnızca enerji maliyetlerindeki yükseliş değil; sübvansiyon mekanizmasının kapsamının daraltılmasıdır. Yani devletin daha önce üstlendiği maliyetlerin daha büyük kısmı doğrudan tüketicinin omzuna yüklenmektedir. Bu nedenle EPİAŞ’ta elektrik fiyatları bazı saatlerde sıfıra kadar düşse bile, bu ucuzluk aynı ölçüde faturaya yansımamaktadır.
EPİAŞ’TA FİYATLAR NEDEN SIFIRA DÜŞÜYOR? Arz ve Talep Dengesinde Yapısal Çarpıklık
Elektrik piyasasının en temel kuralı, üretilen enerjinin eş zamanlı olarak tüketilmek zorunda olmasıdır; yani elektrik, doğası gereği (devasa batarya sistemleri olmadığı müddetçe) şebekede depolanamaz. Dolayısıyla fiyat oluşumu, o anki anlık arz ve talep dengesinin marjinal maliyetine göre şekillenir.
Peki, borsada fiyatı sıfıra çeken dinamikler nelerdir?
Yenilenebilir Enerji Yoğunluğu ve Marjinal Maliyet Teorisi: Türkiye’nin lisanssız güneş (GES) ve rüzgar (RES) kurulu gücü, sağlanan teşviklerin de etkisiyle büyük bir sıçrama gerçekleştirmiştir. Özellikle Mart, Nisan ve Mayıs aylarında nehir akışlarının (hidrolik) zirve yapması, güneşlenme süresinin artması ve havaların ne sıcak ne de çok soğuk olması sebebiyle klima yükünün (talebin) dip yapması, piyasada muazzam bir arz fazlası yaratmaktadır. Güneş ve rüzgar santrallerinin işletme ve yakıt maliyetleri teorik olarak "sıfır" olduğu için, bu santraller borsaya "fiyattan bağımsız (0 TL)" satış teklifi girerler. Sistem önceliği bu ucuz kaynağa verdiği için, talep azaldığında piyasa takas fiyatı (PTF) sıfır noktasına demirler.
Baz Yük Santrallerinin Esneklik Sorunu: Fiyatların sıfıra düşmesine rağmen, büyük linyit, ithal kömür veya doğalgaz kombine çevrim santralleri üretimi tamamen durduramazlar. Çünkü teknik olarak bir termik santrali kapatıp birkaç saat sonra yeniden devreye almanın maliyeti (start-up maliyeti), o birkaç saat boyunca elektriği 0 TL’den sisteme zararına vermenin maliyetinden çok daha yüksektir. Dolayısıyla, büyük konvansiyonel üreticiler "zararın neresinden dönülse kârdır" mantığıyla şebekeye elektrik basmaya devam eder ve arz fazlasını daha da körükler.
SERBEST PİYASA EKONOMİSİ VE HAKSIZ REKABET TARTIŞMASI: YEKDEM Koruması ve Asimetrik Piyasa Yapısı
Elektrik piyasasında bugün yaşanan........
