Anneannem Rêya Haq, annem Kızılbaş, ben de Alevi…
Bir Kürt Alevisi ya da Rêya Haq sürek sahibi biri olarak küçük yaşta hafızamıza kazınan korku çukurundan biri Osmanlı zulmüyse bir diğeri de içine boca edilen kimliği saklama sırrı ve bu sırrın ortaya çıkması durumunda başımıza gelmesi olası felaketlerdi. Sürekli sırlanan bir toplum olduğumuzu böylece öğrenerek bu sırrı mistik anlatılarla bir öğrenme sınavı haline getiriyorduk. Oysa sırlanma ardında yatan gerçeklik, yaşanan katliamlar süreğiydi. Bundan beş yüz yıl öncesinin korkusu hafızamızda yer bulmuş, deyişlerimiz “şah yolunda, şaha gitme” nakaratlarıyla bize bir tarihin duygusu aktarmıştı. Büyüdükçe o deyişlerde neden Seyit Rıza’da yer almamış diye sormaya başladık. Çünkü yakın dönem Dersim tertelesinin kulağımıza dahi fısıldanmaması bir çelişkiydi. Bu ancak felaketin büyüklüğünün yarattığı ve hedeflediği sonuçlarla bağlantılı olabilirdi. Anlaşılıyordu ki bu korku çukuruna ölmemek için sevmek zorunda bırakıldığımız ters yüz edilmiş hikâyeler, kimlikler, şahsiyetler de fırlatılmıştı. Alevi kimdir sorusunun cevapları da bu korkuların ardında kalan hakikatlerin izlerinde aranıyordu.
Aleviliğin ne olduğu hakkında bilinç inşası daha çok kendi varlığını koruma ve varlığı tehlike altına sokan gerçeklere karşı inşa edilerek oluşturuldu. Alevi tarihi biz kimiz sorusuna Müslümanız/Müslüman değiliz, Türk’üz ama Kürt değiliz, Tunceli’liyiz ama Dersimli değiliz ikilemleri içinde sürekli ne olmadığını savunan, defansif sınırlardan cevaplar üretildi. Bu defansif kimlik, ikilemler üzerinden sürekli “öteki” karşısında kendini tanımlamak zorunda bırakıldı. Bu durum negatif bir kimlik kavramına yol açtı. Ne olduğumuzdan çok ne olmadığımız üzerine kurulu bir kimlik algısı inşa edildi. Kimlik sınırlarını böylece tanımlarken merkezinden uzaklaştı. Ben bir Kürt Alevisiydim, Rêya Haq süreğinde Kürtçe ibadeti olandım ancak zamanla sadece Alevi haline geldim.
Kendini savunan öz-tanımdan uzak bir kimlik yaşadığı dış tehditlerden dolayı içe kapanır. Dış tehditlerin sürekli kendini üretmesi kimliğin refleksif bir duruş kazanmasına yol açar. Kendini özvarlığıyla ve öz bilinciyle kurmak yerine “ötekinin” kendisine yönelttiği kimliklemelere cevap verir. Yıllarca Aleviler Kürt olamaz, Alisiz Alevilik mi, Nusayri değil Arap Alevi, Alevi mi Kızılbaş mı tartışmaları içinde debelenmemizin bir nedeni de bu olsa gerek.
Kimliğin kendini tanımlama alanı yaratamaması
Aleviler kendini kavramsal olarak nasıl tanımlayacağının kavgasını da vermektedir. Alevi kavramı kendi tarihselliği için nasıl oluştu, Alevilik kavram olarak Ali taraftarlığı mı yoksa alevden mi türetilmiş? Kızılbaş kimin tanımlaması? Rêya Haq tanımlaması neden kullanılmıyor artık? gibi sorular bir kimliğin kendini tanımlama alanı yaratamamasını ortaya koymaktadır. Ninem kendini Rêya Haq olarak biliyordu. Annem Kızılbaş dedi kendine. Ben Alevi dedim. Üç kuşak içinde sadece bir isim değişmedi,........
