menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Bakışın letâfetinden doğan tebessüm

58 0
15.08.2026

Bakışın letâfetinden doğan tebessüm

Suret ve tasvir meselesini ele aldığımız önceki yazılarımızda ele aldık ancak minyatür üzerine yaptığımız yeni okumalar, bizi bu konuya yeni bir halka eklemeye sevk etti. Kanaatimizce minyatürün ruhunu yalnız el-Musavvir ismiyle açıklamamız yeterli değildir. Onda aynı zamanda el-Latîf isminin de belirgin bir tecellîsi vardır.

Bu kanaate bizi götüren ilk husus, Osmanlı minyatürünün seyri sırasında kendiliğinden beliren o hafif tebessümdür. İlk bakışta bunun sebebi, perspektifin bulunmayışı, ölçülerin bilinçli biçimde değiştirilmesi veya figürlerin Batılı resimde alışık olduğumuz tabiî oranları taşımaması gibi görünür. Fakat biraz dikkat edildiğinde, bu tebessümün biçim bozmaktan değil, bakışın letâfetinden doğduğu anlaşılır.

Bu noktada Türkçenin sunduğu estetik imkân dikkat çekicidir. Gül (çiçek) ile «gülmek» fiili arasında etimolojik bir bağ bulunmasa da ses yakınlığı bu iki kelimeyi aynı estetik iklimde buluşturur. Gül, gülmek, gülümsemek, güldürmek... Bunlar yalnız dilin tesadüfleri değil, şiirin ve kültürün aynı ses çevresinde kurduğu ince akrabalıklardır. Böylece seyredilen minyatür, seyredeni yalnızca gül-dür-mez; onu gülümsemeye, yani daha yumuşak ve daha derin bir hâle davet eder.

Fakat burada söz konusu olan, modern estetiğin “mizah” dediği şey değildir. Daha doğrusu, minyatürün dili komediye, hicve veya karikatüre değil; letâfete yakındır. Arapça ve Osmanlı Türkçesindeki letâfet, latîfe, tebessüm, mülâyemet, rikkat, zarafet gibi kelimeler, bu ruh hâlini modern dillerdeki humor, komedi, satir, ironi… gibi........

© Yeni Şafak