menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türk kime denir?

55 0
18.03.2026

Yazıya başlığı atıp tam yazmaya başlarken kıymetli tarihçimiz İlber Ortaylı’nın vefat haberini üzüntüyle öğrendim. Sıradan bir tarihçi değildi. Avusturya doğumluydu; İtalya, İstanbul, Kudüs, Kiev, Ankara ömrünün durakları olmuştu. Türkçe, Almanca ve Rusçayı aynı anda duyarak büyümüş, daha sonra bu dillere başka dilleri de ilave etmişti. Çok dilli bir tarihçiydi. İtalyan Türkolog Giampiero Bellingen diğer özelliklerini şöyle sıralıyordu: “Yunan felsefesini, Roma tarihini ve kültürün temelini iyi bilir... Hiperkritiktir. O kadar bilgilidir ki... Her muhitte kendisini biraz ‘yersiz’ hissedebilir... Evliya Çelebi’ye benziyor. Hem seyyah oluşuyla hem de ironisiyle.”

Çok dilli olduğu kadar çok eğitimliydi. Ankara Siyasal’dan mezun olduğu sırada tarih okumaya başlamış, sonra İngilizce öğrenmek uğruna ODTÜ’ye girmiş; Viyana Üniversitesi, Chicago Üniversitesi, birçok üniversiteye yolu düşmüş ve bütün bu okumaların çoğunu yan yana, iç içe yürütmüş. Doktorasını yapıp bitirmişken bursla gittiği Amerika’da bir daha master yapmıştı. Irk, coğrafya ve kronolojiyi çocukluktan beri bilmeye düşkündü. Onu tanıyan herkes müthiş hafızasından söz ederdi. Daha lise çağındayken katıldığı mihmandarlık kursları sırasında, üniversite seviyesinde hocaları tanımış, Türkiye’yi enine boyuna gezmişti. Tatillerde sadece gezmez, yeni diller de öğrenirdi. Siyasaldan bir arkadaşı onu şöyle anlatıyordu: “Şubat tatiliydi. Bir gün öğrenci yurdunda bir baktım İlber, Sırpça öğrenmeye çalışıyor. Sinirim bozuldu. Tatilde herkes dalga geçerken o Sırpçayla ilgileniyordu.”

Hafızası ve tarih bilgisinin yanı sıra “mümkün olsa aynı anda, her yerde ve bütün zamanlarda birden yaşamaya istek duyacak kadar had safhada bir merak adamı” olarak ardında pek çok hatıra bırakıp gitti. Her şeyden önemlisi de Türk toplumuna kendi tarihini sevmeyi ve kime Türk........

© Yeni Şafak