Eğer insan Rabbini bilse...
Gafûr u Rahîm ve Rahmân-ı Rahîm olan bir Rabb’in, yarattığı kullarına yönelik muhteşem ve muazzam bir ikramı, ihsanı, şefkati ve merhametidir.
Affeden, adalet sahibi olan ve her türlü zamanda, şartta ve hâlde, yarattıklarının haklarını zayi etmeden onların yanında olan bir Rabb-i Rahîm ve Kerîm’e, kâinatın zerrâtı adedince şükür ve hamd edilse yine de azdır.
Kâinatı ihata eden O’nun rahmeti, merhameti, af ve ihsanları, bütün yarattıklarına O’nu anlatmakta ve O’nu ihsas etmektedir. Yeter ki Rahmân-ı Rahîm’in izzet ve kemaline yakışan şu faaliyete hayret ve takdirle “Mâşallah, Bârekallah”larla iştirak edip hamd ve şükür secdesine varalım.
Bütün kıymetli Kur’ânî ve imanî hakikatleri anlamanın ve elde etmenin önünde ise insanın küçük fakat dağ gibi enesi, enaniyeti, kendini beğenmişliği ve cüz’î, küçücük iktidarına güvenmesi vardır.
İnsanın mahiyetine dercedilmiş, yerleştirilmiş bu kendini beğenme duygusu, insanı “Her şeyi ben yaptım, ben yaparım” hayalinin dağlarına götürür ve çıktığı en yüksek dağdan da aşağıya atar.
İşte “Rabbini bilen kendini bilir” hakikati burada devreye girer.
İnsan, ne olduğunu, ne kadar olduğunu, gücünü ve kuvvetini anlayıverir.
Elektron mikroskoplarıyla yirmi bin defa büyütüldükten........
