Mizah, hiciv ve kutsal değerler -1
Son dönemde komedyen Deniz Göktaş’ın gösterilerinde dinî sembolleri ve toplumsal hassasiyetleri konu edinme biçimi, kitle iletişim çağında mizahın sınırları ile inanca saygı arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme getirmiştir.
Modern seküler anlayış, bu tür içerikleri “ifade özgürlüğü” veya “toplumsal eleştiri/hiciv” kılıfıyla meşrulaştırmaya çalışırken; İslâm’ın ruhu, semavî dinlerin ortak mirası ve hatta günümüzün evrensel hukuk normları, mukaddesatın alay nesnesi haline getirilmesine net sınırlar çizmektedir.
Tarihsel ve Teolojik Zemin
Tarih boyunca bütün semavî dinler, İlâhî olanın ve peygamberâne tebliğin sulandırılmadan, vakar içinde korunmasını esas almıştır. İbrahimî dinler geleneğinde Tanrı’nın adını laubali emellere alet etmek ya da elçilerini alaya almak sadece ahlâkî bir zafiyet değil, doğrudan inanç esaslarını sarsan en ağır manevî cürümlerden biri kabul edilmiştir.
Yahudî hukukunun ve inancının temelini oluşturan On Emir’in üçüncüsünde açıkça, “Tanrın Yahve’nin adını boş yere ağzına almayacaksın. Çünkü Yahve, adını boş yere ağzına alanları cezasız bırakmayacaktır” (Mısırdan Çıkış, 20:7) denilerek İlâhî ismin laubali bir malzeme yapılması yasaklanmıştır. Ayrıca Tevrat’ın Levililer kitabında Tanrı’nın ismine söven ya da alay edenlerin toplum dışına itilerek en ağır şekilde cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır (Levililer, 24:16). Peygamberlerle alay etmenin toplumsal........
