menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hilye-i Şerif

38 0
08.06.2026

İnsan bazen çok sevdiği bir yüzü görmek ister… Ama her yüz gözle görülmez. Bazı yüzler vardır ki, onları görmekten ziyade anmak, düşünmek ve kalpte taşımak gerekir. İşte Hilye-i Şerif tam da böyle bir ihtiyaçtan doğmuş gibidir. Resmin değil kelimenin, suretin değil mananın konuştuğu bir dünyada, Hilye-i Şerif adeta Peygamber Efendimiz’in (asm) sözle çizilmiş bir portresi olarak karşımıza çıkar.

İslâm sanat geleneğinde tasvir hassasiyeti yalnızca bir yasak değil, aynı zamanda bir edep çizgisidir. Bu çizgi insanı şekle değil manaya yönlendirir. Çünkü bazı hakikatler gözle değil, kalp ile görülür. Hilye-i Şerif de bu idrakin bir tezahürüdür. Sahabeden gelen rivayetlerde Hz. Ali’nin (ra) ve diğer Sahabelerin anlattığı Peygamber Efendimiz’in (asm) yüzü, bakışı, yürüyüşü ve ahlâkı, hattatların elinde bir sanat levhasına dönüşür. Ortada resim yoktur; fakat kelimeler vardır. Ve o kelimeler bir sureti değil, bir nuru anlatır.

Klasik bir hilye levhasına bakıldığında sadece estetik bir düzen değil, aynı zamanda derin bir manevî mimarî görülür. Başta besmele, ortada Peygamber Efendimiz’in (asm) vasıfları, etrafında Dört Halife, altta dua ve hattatın imzası… Her bir unsur, bir bütünün sessizce konuşan dilidir. Bu düzen, insana sürekli şu suali fısıldar: “Ben sadece bir güzelliğe mi bakıyorum, yoksa o güzelliğin çağrısına mı kulak veriyorum?”

Hilye-i Şerif sadece bir........

© Yeni Asya