Siyasette dinî hamiyetin ölçüsü
Bu yazımızda aynı kitapta geçen, aradan 100 küsur yıl geçmiş olmasına rağmen güncelliğini kaybetmeyen, din adına meydana çıkan siyasî cereyanları incelemede bize hakikati gösteren ölçüleri şerh etmeye çalışacağız.
1918’de Rusya esaretinden İstanbul’a geldiğinde Üstat Bediüzzaman’a “Dinsizliği görmüyor musun? Din namına meydana çıkmak lâzım” demişlerdir. O da, lazım, ancak din adına siyaset yapacak kişilerde muharrik vasıtanın (harekete geçirici unsurun) aşk-ı İslâmiyet ve dinî hamiyetin (gayretin) olması gerektiğini, bu durumdaki kişinin – halis niyeti sebebiyle - muvaffak olmasa da manen mesul olmayacağını söylemiştir. Harekete geçirici unsurun siyasetçilik ve tarafgirliğin (Taraftarlar oluşturup onları devlet imkânlarından faydalandırama) olması durumunda o kişinin muvaffak olsa da, - niyeti halis olmadığı için- manevî olarak mesul olacağını söylemiştir.1
Ona, muharrik unsurun, İslâm aşkı veya siyasetçilik olduğunun nasıl bilineceği sorulduğunda, “Kim fasık (günahkâr) yandaşını, dindar muhalifine su-i zan/kötü zanda bulunma bahanesiyle tercih etse, muharriki siyasetçilik olacağını söylemiştir. Hem umumun mukaddes malı olan dini, inhisar zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle, kuvvetli bir ekseriyetle dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise muharriki tarafgirliktir” demiştir.2
Bediüzzaman, Cumhuriyet öncesi Meşrutiyet döneminde bazı münafık zındıkların (dinsizlerin) siyaseti dinsizliğe âlet ettiklerini, buna mukabil bazı dindar siyasîlerin de, dini İslâm siyasetine alet etmeye çalıştıklarına şahit olmuş, böyle yapmanın İslâm’ın kıymetini düşüreceğini ve büyük bir cinayet olacağını ifade etmiştir. Bu çeşit siyaset........
