menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Doğruyu yanlış yerde aramak

12 0
10.10.2026

Bu kaçınılmaz gerçeğin önünde set çeken, belki de yolu uzatan önemli bir engel vardır: Kasıtlı veya kasıtsız yapılan kaynak ve delil kullanma hatası. Daha doğrusu, doğru kaynağı bırakıp yanlış yerde delil arama hatası.

Bazı insanlar sahih hadisleri bile kaynak kabul etmeyip “Kur’ân’da yazandan başka bir şey kabul etmeyiz” derken, bazıları da diğer semavî dinlerin, hatta başka dinlerin kitaplarından neredeyse hiç tereddüt etmeden İslâmî deliller getirebiliyor. 

Elbette uydurma hadislerin yayılmasına karşı dikkatli olmalıyız. Her hadisi araştırmak, sıhhatini sorgulamak zaten yapılması gerekendir. Fakat ortada uydurma hadisler var diye hadisleri bütünüyle yok saymak hezeyandır.

Bir yanlışın bulunması, doğrunun tamamını ortadan kaldırmaz. Sahi biz bu dini kimden öğreniyoruz? Kimden öğrenmemiz gerekir? Peygamber Efendimizden (asm) değil mi?

Kur’ân’dan ve onu bize açıklayan, yaşayan Peygamber Efendimizden (asm) öğreniyoruz. Öyle ki Resûl bize ne verdiyse onu almalı, neyi yasakladıysa ondan sakınmalıyız.¹ Çünkü o, din adına hevâsından konuşmaz.²

Hakikate giden yolda insanın nirengi noktası ve rehberi vahiydir. Aklın mücerret gözüyle görülen şeyler, vahyin ışığıyla netleşmezse insan hataya düşer.

Onun (asm) bize ulaşan sözlerini, fiillerini ve sünnetini araştırmak; sahihini sakiminden ayırmak gerekir. Hadis ilminin ortaya çıkmasının önemli sebeplerinden biri de zaten budur.

Peki ya diğer semavî kitaplar?

Kur’ân-ı Kerîm, önceki kitaplarda tahriften söz ederken, bugün elimizde bulunan metinleri Kur’ân’ı desteklemek için bağımsız ve kesin kaynaklar olarak nasıl gösterebiliriz?

Biz Tevrat’ın, Zebur’un ve İncil’in asıllarının Allah tarafından gönderildiğine inanırız. Mesele........

© Yeni Asya