menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yaşamak Eyce

12 0
11.08.2026

Anadolu’nun sadık toprağı insan yetiştirmez, karakter yetiştirir. O karakter; bu topraklarda dünyanın kendisine borçlu olmadığını erkenden öğrenir. Anadolu; bozkırına, ormanlarına ve kıyılarına kadar asla adam kayırmaz. Kimseye fazladan verecek suyu, gölgesi, güneşi veya cömertliği yoktur. Yağmura karşı, rüzgâra karşı, kuraklığa karşı, acı soğuğa karşı şikâyet etmeyi değil, dayanmayı öğretir. Ve o karakter öğrendikçe daha az konuşur. Anlar ki; her laf ekmek kadar değerlidir. Anadolu’nun lafları karakterlerinin yüzünde yaşar, ellerinde yaşar, nasırlarında yaşar; bir sofranın başında, bir cenazenin ardında, bir düğünün telaşında, bağda, bahçede, harmanda yaşar. Vitrin kelimeleri tarif eder; Anadolu ise laflarını yaşar, eyce yaşar.

Hangi vitrin dilinde eyce yaşarsın? İyice mi, güzelce mi, gereğince mi? Olmuyor; bunlar dünyaya borçlu, eksik, yarım, boynu bükük sözcükler. Oysa “eyce”; eyvallahsızdır. O bir sıfat değil, bir hayat ölçüsü, insan ömrünün terazisidir.

Kardeşlerim; bir karakterin arkasından “eyce yaşadı” deniyorsa, bunun anlamı uzun yaşadı değildir, zengin yaşadı değildir, rahat yaşadı hiç değildir. Hakkını verdi demektir. Eline geçen güçle kibirlenmedi, düştüğünde haysiyetini bırakmadı, lokmasını paylaşmayı bildi, kimsenin ahını almadan yürüdü gitti demektir.

Hayatın ne büyük yanlışıdır; yaşamayı nefes almak sanmak, uyanmak, işe gitmek, para kazanmak sanmak. Oysa bunlar hayatın kendisi değil, sadece içinden geçtiğimiz yollardır. Acaba o yolları hangi vicdanla yürüdük? Yaşlandık mı, yoksa ömrün hakkını mı verdik?

Halbuki Anadolu bunu var olduğundan beri anlatır. Rüzgârla, soğukla, kuraklıkla anlatır; üç asırlık bir kayanın sabrıyla anlatır. Ama gösterişin gürültüsü o sesi bastırıyor. Vitrinler daha yüksek sesle konuşuyor,........

© Yeni Ankara