Antik Mısır’da üçüncü göz inancı var mıydı?
Horus’un gözü, ölüler kitabı ve öte âleme açılan kapılar
Antik Mısır’a baktığımızda, bugün “üçüncü göz” olarak adlandırdığımız kavramın izlerini görmek oldukça kolaydır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var: Mısırlılar bizim bugün kullandığımız “üçüncü göz” kavramını kullanmıyordu. Yani eski Mısır metinlerinde, insanın alnındaki bir enerji merkezinin açılması ve bunun astral seyahat sağlaması şeklinde açık bir öğreti bulunmuyor.
Fakat onların dünyasında “görmek” yalnızca gözlerle görmek değildi. Görmek; bilmek, fark etmek, tanımak, doğru yolu bulmak ve görünmeyen dünyanın düzenini kavramak anlamlarına da gelebiliyordu.
Bu nedenle Horus’un Gözü, Ölüler Kitabı, Duat ve mezarların sembolik kapıları bir arada incelendiğinde, modern anlamdaki “üçüncü göz” fikrinin neden Antik Mısır ile ilişkilendirildiğini anlamak mümkün.
HORUS’UN GÖZÜ ASLINDA NEYDİ?
Antik Mısır’ın en güçlü sembollerinden biri Horus’un Gözü, yani Wedjat idi.
Metropolitan Museum of Art kayıtlarına göre Wedjat, Horus’un yaralanmış ve daha sonra Thoth tarafından iyileştirilmiş gözüyle ilişkilendirilir. “Wedjat” kelimesi kabaca “yeniden bütünleşmiş, sağlamlaşmış olan”anlamındadır. Bu nedenle sembol yalnızca görme ile değil; iyileşme, yenilenme ve yeniden doğuşla da bağlantılıydı.
Mısırlılar bu sembolü yalnızca duvarlara çizmekle kalmadı; Wedjat gözleri muska olarak da kullanıldı. Yaşayan insanlar da ölüler de bu sembolleri taşıyabiliyordu. Mısırlıların inancında muskanın biçimi, malzemesi ve onun üzerine yapılan sözlü ritüeller sembolik bir güç taşıyordu.
Burada ilginç olan nokta şudur: Horus’un Gözü “görmenin” ötesinde bir yeniden bütünleşme sembolüydü.
Burada ilginç olan nokta şudur: Horus’un Gözü “görmenin” ötesinde bir yeniden bütünleşme sembolüydü.
Bu nedenle modern spiritüel gelenekte üçüncü göz ile Horus’un Gözü arasında bağlantı kurulması şaşırtıcı değildir. Ancak bu bağlantının modern bir yorum olduğunu, doğrudan Antik Mısır öğretisi olarak sunulmaması gerektiğini özellikle belirtmek gerekir.
PEKİ, MISIRLILAR “İÇSEL GÖRME” FİKRİNE NASIL YAKLAŞIYORDU?
Antik Mısır düşüncesinde insan yalnızca fiziksel bedenden oluşmuyordu. Kişinin ölümden sonra da varlığını sürdüren farklı yönleri olduğuna inanılıyordu. Bu yüzden ölüm, varlığın tamamen ortadan kalkması değil; başka bir düzene geçiş olarak düşünülüyordu.
Mısır'ın ölüm kültüründe asıl mesele şuydu: Ölen kişi, ölümden sonraki dünyada yolunu nasıl bulacaktı? İşte burada Ölüler Kitabı devreye giriyordu.
Bugün “Ölüler Kitabı” olarak bildiğimiz eser aslında tek bir kitaptan oluşmuyordu. Modern araştırmacıların bu isim altında topladığı metinler, ölen kişiye öte dünyadaki yolculuğunda yardımcı olmak amacıyla hazırlanmış büyüsel, dinsel ve ritüel metinlerdi. Antik Mısır’daki karşılığı “Gündüz Ortaya Çıkma Kitabı” şeklinde çevrilebilecek bir gelenekti.
Bu metinler kişinin mezarına, tabutuna veya papirüs üzerine yazılabiliyordu. Amaç yalnızca dua etmek değildi; ölen kişinin karşılaşacağı varlıkları tanıması, kapıların isimlerini bilmesi, bazı koruyucu sözleri söylemesi ve öte dünyadaki sınavlardan geçebilmesi için ona bir çeşit sembolik rehberlik sağlıyordu.
ÖLÜLER KİTABI İLE “ÜÇÜNCÜ GÖZ” ARASINDAKİ BAĞLANTI NEREDE KURULUYOR?
Buradaki bağlantı doğrudan değil, semboliktir. Ölüler Kitabı'nda kişinin karşısına çıkan dünyayı düşünün; orada geçilmesi gereken........
