Coğrafyanın yeni ekseni
Coğrafyanın yeni ekseniREFİK TUZCUOĞLU
Mekke’deki El-Safa Sarayı’nda atılan imzalar, sadece üç ülkenin diplomasi trafiğini taçlandıran bir buluşma değil; son bir asırdır dış güçlerin vesayetinde şekillendirilen bir coğrafyanın kendi kaderini eline alma iradesidir. Kamuoyunda ve uluslararası basında "İslami NATO" tezahüratlarıyla yankı bulan bu tarihi hamle, görünürdeki askeri iş birliği metinlerinin ötesinde, bölgesel dengeleri kökünden sarsan bir netice doğurdu. Yıllardır başkalarının çizdiği haritaların ve ihraç ettiği güvenlik modellerinin gölgesinde yaşayan bölge, ilk kez kendi savunma mimarisini inşa etme cesareti gösteriyor.
Anlaşmayı klasik savunma paktlarından ayıran en temel özellik, tarafların birbirini pürüzsüz bir biçimde tamamlayan asimetrik güç unsurlarıdır. Türkiye; NATO standartlarında disipline edilmiş tecrübeli ordusu, yerli ve milli imkânlarla ürettiği KAAN, İHA/SİHA sistemleri, MİLGEM projeleri ve elektronik harp üstünlüğüyle denklemin teknolojik ve operasyonel omurgasını oluşturmaktadır. Suudi Arabistan, küresel enerji piyasalarını yönlendiren ağırlığı, İslam’ın kutsal merkezlerindeki konumu ve devasa finansal gücüyle bu teknolojik hamlelerin sürdürülebilirliğini temin etmektedir. Pakistan ise İslam dünyasının tek nükleer gücü olma vasfı ve geniş askeri kapasitesiyle sisteme küresel ölçekte bir caydırıcılık zırhı kazandırmaktadır.
Bu üçlü yapının arka planında basiretli bir diplomatik kademelendirme mevcut. Sürecin başında Suudi Arabistan ile Pakistan arasında hayata geçirilen ikili savunma anlaşması, küresel güç odaklarının ve bölgesel aktörlerin nabzını ölçen bir "diplomatik zemin etüdü" niteliğindeydi. Ankara’nın masaya dâhil olmasıyla süreç başarıyla tamamlandı. Türkiye, 70 yılı aşan NATO tecrübesi, kurumsal disiplini ve teknolojik gücü sayesinde bu yapıyı uluslararası standartlarda meşru ve işlevsel bir küresel odak haline getirmektedir.
On yıllardır Körfez başkentlerinin güvenlik stratejisi, petrol karşılığında........
