menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çeyrek Asrın Hikâyesi

27 0
15.08.2026

Çeyrek Asrın Hikâyesi

Süleyman Demirel’e 12 Mart 1971 muhtırası sonrasında niçin hemen şapkasını alıp gittiği sorulduğunda verdiği cevap, Türk siyasetinin genetik kodlarına işlenmiş bir travmanın en acı itirafıydı: “Karşınızda sizden önce idam edilmiş bir başbakanın örneği dururken ne yapaydım?”

Bu ağır travma ve vesayet psikolojisi, on yıllar boyunca siyaset kurumunu askerî ve bürokratik oligarşi karşısında edilgen kıldı. İşte tam da bu tarihsel eşikte, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyaset sahnesine çıkarken sarf ettiği “Biz kefenimizi giyip öyle meydana çıktık” sözü, sadece iddialı bir siyasi retorik değildi. Bu söz, Türkiye’de demokrasi mücadelesine soyunurken göze alınan bedellerin ve siyasete giydirilen o deli gömleğini yırtıp atma iradesinin ilanıydı.

Bana göre Cumhuriyet döneminin yakın tarihinde toplumsal dönüşümü tetikleyen üç büyük devrimci reform vardır. Yeni kurulan Cumhuriyet, çok partili sisteme ve gerçek manada demokrasiye geçişin kapısını Adnan Menderes’in mücadelesiyle aralayabildi; ne yazık ki Menderes bu reformun bedelini hayatıyla ödedi. Yıllar sonra, 12 Eylül darbesinin kurşuni ikliminde, Turgut Özal dışa açılmanın ve serbest piyasa ekonomisinin reformlarını hayata geçirdi. Fakat hiç kuşkusuz, Cumhuriyet dönemi tarihimizin en köklü siyasi reformunu gerçekleştirmek, devleti rehin alan vesayet sisteminin belini kırmak Recep Tayyip Erdoğan’a nasip oldu.

Jakoben Devletten, Milletin Devletine

Siyasi reformlar yalnızca kurumların kanunlarla dönüştürülmesiyle değil, sosyolojik fay hatlarının tamir edilmesiyle kalıcı hâle gelir. Kemal Karpat’ın tespitiyle; Türkiye'de laikliğin uygulama amacı tarafsız, modern bir devlet kurmaya yönelik olsa da........

© Yeni Akit