Kıble hassasiyeti (1)
Kıble hassasiyeti (1)
Kıbleli olmak, yalnızca bedenin bir istikamete yönelmesi değil; kalbin, aklın ve iradenin tek bir hakikate bağlanmasıdır. Hayatı İslam’a sabitlemek ise bu yönelişi sürekliliğe kavuşturmaktır. Yani anlık bir yöneliş değil, daimî bir istikamet.
Kıble, namazda yöneldiğimiz yön olmaktan öte, hayatın merkezini tayin eden bir mihverdir. İnsan neye yönelirse ona benzer; neyi merkeze alırsa onunla şekillenir. Bu yüzden kıbleli olmak, tercihlerde, ahlakta, sözde ve amelde İslam’ı ölçü edinmek demektir. Daha edebî bir ifadeyle söylemek gerekirse:
Kıbleli olmak; yönünü kaybetmiş çağların ortasında, kalbini vahyin pusulasına teslim etmektir. Hayatı İslam’a sabitlemek ise, her rüzgârda savrulan bir yaprak değil; kökünü hakikate salmış bir ağaç gibi yaşamaktır.
Bugün ümmetin en büyük imtihanı dış düşmanlardan ziyade, kıblesi sabit olmayanlardır. Zira seyyar kıbleli, hakikati değil; şartları takip eder. Ümmeti yaralayan darbeler, taşlaşmış kalplerden değil; yönünü hakikatten değil, dünyadan alan seyyar kıblelilerden gelir. Asrımızda İslam ümmetinin maruz kaldığı sarsıntılar, kıblesi sabit olanlardan değil; menfaat rüzgârına göre yön değiştiren seyyar kıblelilerdendir. Rabbimiz uyarıyor:
“Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka........
