Türkiye’nin PKK sorunu
Emekli Tuğgeneral Mustafa Köse yazdı…
KİMİNLE, NEYİ KONUŞUYORUZ?
Son dönemde Ankara siyasetinin koridorlarında ve televizyon ekranlarının steril stüdyolarında yine o meşhur “süreç” kelimesi dolaşıma sokuldu: “Terörsüz Türkiye.”
Kulağa ne kadar hoş geliyor, değil mi?
Ancak 38 yıl giydiği o şerefli üniformayı teniyle bütünleştirmiş, meslek ömrünün yarısından fazlasını dağlarda, sınır ötesinde ve terörle mücadele sahasında geçirmiş bir vatan evladı olarak soruyorum:
Bittiği söylenen, beli kırıldığı iddia edilen bir terör örgütüyle neyin pazarlığı yapılıyor?
Zira geçmiş dönem bakanlarımızdan birisi, “Dağda kalan 70-80 kadar teröristin ayakkabı numaralarına kadar biliyoruz” demiyor muydu? Hakeza bir diğer bakanımız her konuşmasında ısrarla, “Son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar mücadelemiz sürecek” diyerek kararlılık ortaya koymuyor muydu?
Bittiyse niye pazarlık ediliyor?
Bitmediyse hani son terörist etkisiz hâle getirilinceye kadar mücadele devam edecekti?
Kaldı ki biz bu terörü defalarca bitme noktasına getirdik. Dağda, taşta teröristle mücadele ederken bir yandan da sosyal ve kültürel projelerle halkımızın daima yanında olduk. Mehmetçik dershaneleri, halkın yararına düzenlenen kermesler, okulların bakım ve onarımı, kütüphaneler, bilgisayar sınıfları, köylerimize yol, su ve elektrik götürülmesi projeleri bunlardan sadece birkaçıdır.
Yani Türk askeri, bölgede yalnızca teröristle mücadele etmedi; aynı zamanda devletin şefkat elini de taşıdı.
Öte yandan, Ekim 2024’te başlatılan sürecin başından beri terör örgütünün herhangi bir talebi olmadığı ifade ediliyor. Eğer talepleri yoksa neden komisyonlar kuruluyor? Bütün teröristler gelip devletin güvenlik güçlerine silahlarıyla beraber teslim olur ve adaletin hükmüne razı gelirler; olur biter. Cezalarını çektikten sonra da çıkıp topluma karışırlar.
Dünyanın çeşitli yerlerinde; örneğin IRA ve FARC gibi örgütlerin silah bırakma süreçleri uluslararası hukuk, denetim ve kayıt altında yürütülmüştür. Oysa bizde, terör örgütünün sözcüsü gibi hareket eden bir siyasi yapı, Gazi Meclisimizde özerklikten bahsedip paçavralar ve haritalar açabiliyor.
Eğer bu bir “çözüm” ise yarın başka hangi terör örgütleriyle masaya oturulması planlanıyor? Bugün PKK için kapı aralayanlar, yarın Fethullahçı teröristler için de aynısını yapacaklar mı? Devlet, teröristle müzakere etmez; teröristi hukukun ve millet iradesinin önünde teslim alır.
BÖLÜCÜLÜĞÜN DEĞİŞMEYEN AKLI
PKK; tesadüfen ya da bölgesel zaruriyetlerden dolayı ortaya çıkmış bir “hak arama” hareketi değildir. Eylemlerin başlangıcını yalnızca 1984 yılı Ağustos ayıyla sınırlamak da büyük bir eksikliktir.
Bu yapı, Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısını hedef alan uzun soluklu bölücü çizginin bugünkü temsilcilerinden biridir. PKK’nın tarihsel arka planı, yalnızca Türkiye içindeki sosyolojik sorunlarla açıklanamaz. Örgütün dış bağlantıları, diaspora çevreleriyle temasları, ASALA sonrası dönemde oluşan Türkiye karşıtı ağlarla ilişkileri ve bölgesel güç hesapları birlikte değerlendirilmek zorundadır.
Bugün PKK ve onun siyasi uzantılarının Türkiye karşıtı uluslararası çevrelerle kurduğu ilişkileri görmezden gelmek mümkün değildir. Avrupa başkentlerinde açılan paçavralar, terör örgütü lehine yapılan gösteriler, sözde temsilcilikler, diaspora ağları ve bazı yabancı parlamentolarda yürütülen lobi faaliyetleri ortadadır.
Meseleyi kişilerin kökenleri, aile bağları ya da mezarlık tercihleri üzerinden değil; örgütlerin kurduğu siyasi, lojistik, ideolojik ve diplomatik ağlar üzerinden okumak gerekir. PKK’nın asıl mahiyeti de burada ortaya çıkar: Bu yapı, Kürt vatandaşlarımızın haklarını savunan bir siyasi hareket değil, Türkiye’nin millî bütünlüğünü hedef alan bölücü bir terör örgütüdür.
Bu mesele sadece bugünün konusu da değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan Soğuk Savaş döneminde Türkiye’nin etrafında kurulan denklemler, ülkemizi içeriden zayıflatmayı hedefleyen farklı yapıların önünü........
