Sanatçı: “Kendi olmak” arayış ve özgünlük (4)
Sanatçıların ısrarla dile getirdiği “ben yaratma” nosyonu üzerinde biraz düşünmek lazım. “Ben” bir özgünlük ve özgürlük arayışıysa sanatçı aslında ne kadar ben ve ne kadar ötekidir?
Bu soru daha önce geliştirdiğim “kendi olma arayışı” düşüncesinin tam merkezine dokunuyor. Hatta biraz ileri götürürsek, “ben yaratma” nosyonunun kendisini sorgulamaya açıyor. “Her arayış kendi içinde bir oluşu barındırır” cümlesi burada çok güçlü bir ontolojik önerme hâline geliyor. Çünkü arayış eksik bir benliğin tamamlanması değil; benliğin arayış sürecinde meydana gelmesi demek. Böyle düşündüğümüzde sanatçının “ben” demesi artık bir varış noktasını değil, sürekli oluş hâlindeki bir özneyi gösterir.
“Ben” gerçekten yaratılabilir mi? Sanatçının sıkça kullandığı “Ben yaratıyorum” söyleminde gizli bir varsayım var: Sanki önce orada duran, kendisine ait, saf ve bütünlüklü bir “Ben” vardır; sanatçı da onu yapıt aracılığıyla dışarı çıkarır. Benim yaklaşımım bu sıralamayı tersine çeviriyor: “Ben – yapıt” değil, “arayış – oluş – ben.” Hatta sanat açısından: “etki – çatışma – dönüşüm – sentez – kendilik.” Bu durumda sanatçı yapıtını “benliğinin ifadesi” olarak üretmekten çok, yapıt aracılığıyla kendi benliğini kurar.
Dolayısıyla sanatçı yapıtı üretirken yalnızca “kendini ifade etmiyor”; aynı zamanda neyin kendisine ait olduğunu keşfediyor. Burada çok önemli bir paradoks ortaya çıkıyor: İnsan kendisi olmak için önce kendisi olmayanlarla karşılaşmak zorundadır. Çünkü “kendi” dediğimiz şey ancak bir “öteki ilişkisi” içinde belirginleşebilir. O hâlde sanatçı ne kadar “ben” ne kadar “öteki”?
Bence burada “ben” ile “öteki” arasında niceliksel bir oran aramak yerine, bunların birbirini kurduğunu söylemek daha doğru. Sanatçı hiçbir zaman yalnızca kendisi değildir. Ama aynı zamanda yalnızca........
