menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kötülüğün ve utanmazlığın gizlenmesine bile gerek duyulmayan bir dönem

74 0
31.05.2026

Eski Türk filmlerinde seyircinin aklına fazla güvenilmezdi. Filmlerde kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğu çok fazla belli edilirdi.

“Esas oğlan”ın efendi, mert, cesur biri olduğu her halinden belliydi. “Esas kız” ise oturması ve kalkmasıyla hanım hanımcıktı, namus timsaliydi.

Kötülerin kötülüğünü vurgulamak ise sanki daha bir keyifliydi: Genellikle çirkindiler, olmasalar bile bakışları, hele hele gülüşleri çok ürkütücüydü; durmadan bela aradıkları belliydi.

Bu bakımdan pek konforluydu eski filmler. Bir yandan bize olumlu rol modelleri gösterir, diğer yandan kötülükten, hainlikten, namertlikten korurdu.

Büyüdük ve hayatın öyle olmadığını gördük.

Bazen ilk bakışta gözümüze pek hoş gelmeyen insanların arasından birçok güvenilir dost çıktı. Ama iyi, mütevazı, kibar izlenimi veren pek çok kişinin aslında sinsi, yalancı ve kalleş olduğunu keşfettik.

Zordu hayat, çok zordu. İyileri ve kötüleri birbirinden ayırt edebilmek, belki de hayatın en çetrefilli bölümüydü.

Keşke her şey Türk filmlerindeki kadar kolay ve basit olsaydı. O zaman bunca hata yapmazdık.

Bütün bu dediklerim hayatımızın bir bölümünü oluşturan - hatta son dönemde onu küstahça tam ortasından işgal eden - siyaset açısından da geçerli…

KK’nın hayatımızdaki yeri

Biliyorum, bazılarınız “konu iktidar meselesidir, onun maşa olarak kullandıklarını bu kadar öne çıkarıp haklarında daha fazla konuşup yazmaya değmez” diyor. Ama hem iktidarı hem de siyasi mücadelenin güncel aşamasını anlamak için bir kez daha onu ele almamız gerek.

O kim? Elbette Kemal Kılıçdaroğlu (bundan sonra kısaca “KK”).

Hayatımızın en az 16 yılında önemli bir yer kapladı bu kişi…

İlk 13 yılda başka… Son 3 yılda daha başka… Özellikle de son 10 günde… Bambaşka…

Vaktiyle nedeni nasılı üzerine her kafadan bir ses çıktığı, ya da çoktandır pek ses çıkmadığı garip bir “siyasi tezgâh”sonucu CHP’nin başına getirildi.

Çoğumuzun bıktığı “müzmin muhalif lider” Deniz Baykal’dan kurtulmuştuk ama kime kavuştuğumuzu bilemiyorduk. “Artık yetsin, her şey daha iyi olsun” iyimserliği, saflığı (bunu daha sıkı bir kelime ile değiştirebilirsiniz) ve liderlerin ağzına bakma alışkanlığı ile KK’nın hatalarını olabildiğince az görmeye, bize verdiği fotoğraflardan zorlayarak çıkardığımız “iyi yönleri”ni abartmaya devam ediyorduk.

Evet, o ideal değildi.........

© T24