menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’den neden bir Joe Kent çıkamaz?

79 0
23.03.2026

Çok geriye gitmeden, sadece geçtiğimiz hafta içinde maruz kaldığınız mühim ulusal ve uluslararası haberlerin süjesi konumunda dört insan seçtim sizlere. İkisinin bir miktar birbirlerine benzeyen yönleri var ancak diğer ikisine değen bir yanlarını bulmak mümkün değil. Diğer ikisinin de zaten tek ortak noktaları aynı ülkenin yurttaşı olmaları, yoksa ne kafa yapısı ne iş yapma biçimi olarak uzaktan yakından alakaları yok. Dördünü birlikte tek bir kategoriymişcesine ele almaya çalışmak aslında hiç kolay değil. Tek ortak noktaları şu anda ya da daha önce ‘bürokrat’ olmaları ve hayatlarının bir döneminde bir liderin şahsi yönetim egzersizleri karşısında sınav vermiş ya da veriyor olmaları.

Joe Kent

Tulsi Gabbard

Hakan Atilla

Akın Gürlek

Bu isimlerin eylemlerini, aldıkları talimatlar karşısında verdikleri ya da vermedikleri tepkileri neden aynı yazıda ele almayı gerekli gördüğümü ilerleyen satırlarda izah edeceğim. Fakat önce bu kişilerin neden geçen hafta manşet olduklarını hatırlatmak isterim.

ABD’deki Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI - Office of the Director of National Intelligence), CIA, FBI, NSA dahil 18 Amerikan istihbarat kuruluşunun çatı yönetimidir. 11 Eylül saldırıları sonrasında 2004’te kurulan DNI, kurumlar arası koordinasyonu sağlar, istihbarat bütçesini yönetir ve toplanan istihbaratın toplamını süzerek görevdeki ABD Başkanı’na raporlama yapar. Donald Trump, ikinci başkanlık döneminin başında biraz da sürpriz bir biçimde DNI Direktörü olarak eski Demokrat taze Cumhuriyetçi Tulsi Gabbard’ı atamıştı. Muhtemeldir ki Trump için Demokrat Parti’den Kongre üyeliği yapmış birisini transfer ederek muhazafazakar sağcı MAGA (Amerika’yı Yeniden Büyük Yapma) ajandasının poster yüzlerinden biri haline getirebiliyor olmak yeterli bir gerekçeydi. O noktada henüz Trump da Gabbard gibi ABD’nin diğer ülkelere rejim değişikliği motivasyonuyla askeri müdahalede bulunmasını kategorik olarak reddediyordu.

Trump tarafından Ulusal İstihbarat Direktörlüğü (DNI) bünyesindeki en kritik dairelerden biri olan Ulusal Terörle Mücadele Birimi (NCTC) direktörlüğüne atanan Joe Kent de Gabbard gibi asker kökenliydi. O da Gabbard gibi müesses nizam ile kavgaya girmiş ve Demokratlardan uzaklaşmıştı. Joe Kent’in ideolojik evriminin başlangıcı ise 2003’teki Irak işgaliydi. Tam da bu yüzden sadece Demokrat Parti elitlerini değil Saddam’ı kimyasal silah yalanıyla deviren Cumhuriyetçi neoconları da ağır dille eleştirdiği biliniyordu.

Tulsi Gabbard da Joe Kent de, göreve başladıkları geçen seneden beri tam sayısını bilemeyiz ama muhtemeldir ki yüzlerce istihbarat raporuna imza attılar. Trump’ın bu raporların ne kadarını bizzat okuduğu bir tarafa, kendisinden önceki neredeyse tüm Amerikan başkanlarının karar süreçlerinde merkezi bir rol biçtiği günlük brifingleri (PDB) savuşturup almadığı biliniyor. Geçen sene Politico’nun geçtiği habere göre Trump göreve başladığı 20 Ocak ile 10 Mayıs 2025 arasında sadece 12 brifing almıştı. Yani Haziran 2025’te İsrail’in İran’a karşı başlattığı On İki Gün Savaşı’na doğru gidilirken durum buydu. Genel aymazlığına rağmen Trump, o dönemde Netanyahu’yu ateşkese ikna etmeyi başararak ABD’nin alışılageldik ‘hegemon’ rolüne halel getirmemişti.

Bugün ise artık Trump’ın Netanyahu ve bir grup evanjelist tarafından kolaylıkla manipüle edildiğinin su yüzüne çıktığı o berbat noktadayız. İçinden nasıl çıkacağını bilemediği savaşın dinamiklerine kafasının basmıyor olmasından daha fenası kendi atadığı güvenlik bürokrasisinin analiz ve uyarılarını yok sayması. Nitekim Gabbard ve Kent geçen hafta, Trump’ın dünyayı kaosa sürükleyen savaş kararını ABD’nin kendi kurumlarından gelen istihbarat doğrultusunda almadığını farklı biçimlerde açıklamış oldular.

Bunu yaparken biri Trump’a açıktan cephe açmayı göze aldı, diğeri ise........

© T24