menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SESSİZ FIRTINA

19 0
31.08.2026

Bir stadyumda alkışlanır, bir kürsüde madalyayla taçlanır, ay-yıldızlı bayrak göndere çekilir ve herkes yalnızca o anki sonucu görür. Ama bazı zaferlerin ardında, madalyadan çok daha büyük bir hikaye yatar.

O hikayeyi anlayabilmek için kürsüdeki ışıklara değil; o kürsüye çıkana kadar katbedilen karanlık ve uzun yola bakmak gerekir. Çünkü bir madalya asla sadece bir metal parçası değildir. Bir madalya; sabahın ilk ışıklarıyla başlayan antrenmanlardır, yorulan ama pes etmeyen kaslardır, kaybedilen yarışların ardından tek başına yeniden ayağa kalkabilmektir. Bazen gözyaşlarını kimseler görmeden silmek, bazen aileden uzakta geçen sessiz gecelerdir. Bazen de “Acaba başarabilecek miyim?” şüphesinin içinden, çelik gibi bir iradeyle “Evet, başaracağım!” diyerek çıkabilmektir. Ve en önemlisi; bir madalya, insanların sizin hakkınızda kurduğu bütün önyargılara verilmiş en asil, en sessiz cevaptır.

Polonya’nın Szczecin kenti, işte tam da böyle bir adanmışlık hikayesine sahne oldu. Avrupa İşitme Engelliler Gençlik Oyunları’nda piste, havuza ve masaya çıkan genç ay-yıldızlılarımız; atletizmden yüzmeye, masa tenisinden badmintona kadar her kulvarda yüreklerini ortaya koydu.

Türkiye’nin hanesine tam 33 madalya yazıldı. 9 altın, 14 gümüş ve 10 bronz.

Onlar 33 madalyadan çok daha fazlasını kazandılar. Bir ülkenin gururunu, ailelerinin yıllardır kurduğu o büyük hayali ve kendilerine olan sarsılmaz güvenlerini kazandılar. Belki de kendilerinden sonra gelecek yüzlerce çocuğun “Ben de yapabilirim!” diyebilme cesaretini inşa ettiler.

Çünkü bazı başarılar sadece bugünü tebrik etmekle kalmaz; yarının hayallerini de baştan yazar. Kürsüye çıkan her bir sporcumuz, azmin farklı bir yüzüydü.

Atletizm pistinde Yağmur Yılmaz ve Emirhan Ekinci altın madalyalara uzanarak göğsümüzü kabarttı. Yağmur Yılmaz, 100 ve 200 metre yarışlarında sergilediği performansla finiş çizgisini ilk sırada geçerken; Emirhan Ekinci gülle ve cirit atmada zirveyi kimseye bırakmadı. 4x100 metre bayrak yarışında Mert Kılıç, Hasan Eren, Yasin Kaya ve Kaan Temel’in sergilediği o muazzam uyum ise gümüş madalyayı getirdi.

Bayrak yarışları insana zamansız bir gerçeği hatırlatır. Bazen zafer, tek başınıza ne kadar hızlı olduğunuzla değil; bayrağı size teslim edenden aldığınız inancı ne kadar ileriye taşıyabildiğinizle ilgilidir. Yan yana atan dört yürek, dört nefes ve tek bir bayrak…

Kulvarlarda sadece kulaç atmadılar, engelleri kulaçlarıyla aştılar.

Yüzme branşında Eda Erdem, 50 ve 100 metre serbestte kazandığı iki altın madalyayla havuza damgasını vurdu. Caner Yalçın 200 metre sırtüstünde gümüş madalyayı boynuna takarken, karma bayrak takımımız bronz madalyayla kürsüdeki yerini aldı.

Ekran başında belki birkaç saniyelik bir yarış izledik. Oysa o birkaç saniyenin arkasında yılların birikimi, dökülen ter ve sessizce verilen mücadeleler vardı. Dışarıdan bakanlar için yarış birkaç dakika sürer; oysa bir sporcunun zihninde yarış aylar öncesinden başlar. Rakiplerinden ziyade kendi korkularına,........

© Sonsöz