menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İlber Ortaylılar kolay yetişmez

35 0
22.03.2026

İlber Ortaylı’nın vefat haberi, İsrail’in Lübnan’a düşen bombalarından daha güçlü bir etki yarattı. Öyle ki, “ölünün arkasından konuşulmaz” düsturu hem savunduğu fikirler hem de üslubuyla nötr kalınması imkânsız bir figür olan Ortaylı için geçerli olamadı. Bu yüzden onun hakkındaki tartışmalar genellikle rasyonel bir tarih tartışmasından çok, kişisel dünya görüşlerinin çarpışmasına dönüştü. Karşılıklı zıtlaşmaların sertliği, onun tarihçiliğinden ziyade güncel politik çıkışlarından kaynaklanıyordu. İlkokuldan başlayarak tarih derslerinin sadece “padişahlar ve savaşlar” ekseninde verilmesinin toplumun tarih algısını nasıl şekillendirdiğini düşünürsek, bu tartışma ortamı Türkiye gibi bir ülke için oldukça sıradan kalıyor.

Ortaylı, sistemin bize öğrettiği ama kimsenin tam inanmadığı o “soğuk” tarihi, popüler bir kült haline getirip neşeyle ve alayla ısıtarak anlatan bir tarihçiydi. Bu anlamda renkli kimliği ve güçlü bilgi birikimiyle sistemin en başarılı restoratörü oldu. Sosyal ve ekonomik süreçleri anlatan gerçekçi bir tarih bilincinin yerine; “saray ve savaş” merkezli tarih anlayışıyla, kendine (sağ ya da sol fark etmeksizin) sorgulanmaz kahramanlar yaratma kültürü olan bu toplumda başrol oyuncusu olmayı başardı.

Ortaylı’nın “Kürt karşıtlığı” olarak algılanan çıkışlarının arkasında aslında derin bir kültürel aristokrasi yatıyor. Türkiye’de Avrupa’daki gibi toprak mülkiyetine ya da köklü soyluluk unvanlarına dayanan sınıfsal bir aristokrasi hiçbir zaman olmadı. Ancak İlber Ortaylı ve temsil ettiği kesim için “kültürel aristokrasi” kavramı sınıfsal değil, zihinsel bir imtiyaz alanı olarak kullanıma giriyor. Onun için “kültürlü olmak”; birkaç dil bilmek, klasik müzik dinlemek ve imparatorluk bakiyesi bir nezakete sahip olmak demekti. Bu tanıma sokamadığı her grubu (sadece Kürtleri değil, muhafazakarları ya da taşralı Türkleri de) “cahil” ya da “kültürel olarak yetersiz” bularak küçümsemesi parodilere bile konu edildi. Ancak Kürt meselesi siyasi bir gerilim hattı olduğu için, bu kültürel kibir o alanda haklı olarak çok daha yaralayıcı ve “düşmanca” algılandı.

Bu söylemde “güncel siyasi çıkarlar” ve “ulusalcı mahallenin gözdesi olma” durumu da yabana atılamaz. Kendisini alkışlayan kitlenin kırmızı çizgilerini biliyor ve bu kitleyi konsolide edecek sert çıkışları bir tür entelektüel performans gibi sergileyebiliyordu. Bu, onun “bilge otorite” imajını besleyen bir yakıttı. Özetle Ortaylı’nın duruşu; hem imparatorluktan devralınan o “devletli elit kibri” hem de güncel siyasetteki “vazgeçilmez otorite” olma hırsıyla birlikte devlet hafızasına olan saygısının bir bileşimidir. Bu yüzden liyakatsizliği ya da cehaleti eleştirirken aslında devlete değil, o kadim hafızayı bozan kişilere kızıyordu. Onun devletli elit kibri, muhatabını eşit bir özne olarak görmesini engelliyor; onu sadece “eğitilmesi gereken bir tebaa” ya da “yola getirilmesi gereken bir unsur” olarak konumlandırıyordu. Yanındakinin görüşüyle ters düştüğünde onu ikna edemediyse iğneli sözlerle saldırıyor; TV programlarında sinirlenip sunucuyu ya da diğer konuşmacıları arkasında ağzı açık bırakarak çekip gidebiliyordu. Çünkü kimse onun eşiti değildi ve kendisine laf söylenmesine tahammülü yoktu. Sonra hiçbir şey olmamış gibi aynı programda çıkıyor, mahallenin sevimli “huysuz ihtiyar bilgesi” oluyordu. Buna seyirci olarak gülebiliriz ancak onun “seçkinci tarihçiliğinin”, Türkiye’nin toplumsal barışına hizmet etmek yerine kırılma hatlarını derinleştirme tehlikesi barındırdığını görmezden gelemeyiz. 

Ortaylı’nın bu seçkinci tutumu, yalnızca sınıfsal bir küçümseme değil, aynı zamanda belgesiz yaşanmış acıları tarihin dışına itme barikatıdır. Çetin Altan’ın “Kahrolsun Komünizm Diye Diye” kitabında dedesi Tatar Hasan Paşa’nın Erzurum’da isyanı bastırmak için görevlendirildiğini “hızını alamayıp” bir de kadın astığını ve bu kadının idam sehpasına giderken “Ben bir hatun kişiyim, şapka ile ne derdim ola ki” dediğini aktarır. Ortaylı bu anlatıyı resmi kayıtlarda yer almadığı gerekçesiyle reddeder, onun için bu bir şehir efsanesidir. Çetin Altan vicdanının........

© Serbestiyet