menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CHP demokrasiyi NATO’dan mı bekliyor?

14 0
03.06.2026

Fotoğraf: Özgür Özel’in mutlak butlan kararına karşı Ankara Güvenpark’ta mitinge dönüşen bayram buluşmasından

CHP son günlerde, haklı olarak, mutlak butlan kararının ardından derinleşen siyasal krizle boğuşuyor. Yargı eliyle alınan kararla partinin son kurultayının geçersiz ilan edilmesi ve önceki yönetimin yeniden göreve çağrılması, yalnızca CHP’nin iç işleyişine ilişkin bir mesele değildir. Bu gelişme, iktidarın siyasal alan üzerindeki müdahalesini yeni bir düzeye taşıdığını göstermektedir. Amaç son yerel seçimlerden bu yana toplumsal etkisini artıran, kitlesel mobilizasyon kapasitesini yeniden kazanan ve iktidarın karşısında daha görünür bir odak haline gelen CHP’yi iç tartışmalara sürüklemek, enerjisini tüketmek ve mümkünse bölmektir. Bu nedenle mutlak butlan kararı karşısında alınacak tutum açıktır: Sosyalistler, CHP yönetiminin siyasal çizgisine yönelik eleştirilerini saklı tutmaksızın, devletin yargı mekanizmaları aracılığıyla muhalefeti dizayn etme girişimlerinin karşısında durur.

Özel liderliğindeki CHP yönetiminin devlet müdahalelerine karşı kitlesel tepkiyi örgütleme konusunda önceki yıllara göre, her ne kadar son kertede sokaktaki direnişi soğurma ve sandığa mahkûm etme amacı taşısa da, daha “mücadeleci” bir çizgi izlemiş olduğu da bir gerçektir ve bu, demokratik hakların savunulması açısından önemlidir.

Ne var ki, bu madalyonun sadece bir yüzüdür. Zira CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ABD merkezli Newsweek dergisi için yazdığı ve 1 Haziran tarihinde yayımlanan yazısı mutlak butlan krizinin uluslararası bir mecrada NATO ve AB taraftarı sunumuyla düzen muhalefetinin siyasal ufkunun sınırlarına ilişkin önemli bir belge niteliğindedir ve bugün için “CHP nedir, ne değildir?” sorusuna tatmin edecek ölçüde ifadeler içermektedir.[1]

Özel yazısında, Türkiye’de yaşanan gelişmelerin artık yalnızca bir demokrasi sorunu olarak görülemeyeceğini, bunun aynı zamanda Avrupa’nın, NATO’nun ve bölgesel güvenlik mimarisinin geleceğini ilgilendiren bir güvenlik krizine dönüştüğünü ileri sürmektedir. Bu yaklaşım ilk bakışta AKP iktidarının baskıcı uygulamalarına karşı uluslararası kamuoyunu harekete geçirmeyi amaçlayan bir uyarı gibi görünebilir. Ancak aslında çok daha önemli bir gerçeği açığa çıkarmaktadır: Türkiye’deki düzen muhalefeti, yaşanan siyasal krizi halkın çıkarları ve emekçi sınıfların talepleri üzerinden değil, Batılı, emperyalist güç merkezlerinin jeopolitik kaygıları üzerinden tanımlamaktadır.

Erdoğan iktidarının otoriter karakteri yeni bir gelişme değildir. Bu gerçek uzun zamandır bilinmektedir. Asıl soru, bu otoriterleşmenin neden ortaya çıktığı ve ona karşı nasıl bir mücadele hattı kurulacağıdır. Çünkü sorunu yalnızca seçimlerin geleceğine, parlamenter mekanizmaların işleyişine veya muhalefetin iktidar olma ihtimaline indirgeyen her yaklaşım, krizin toplumsal ve sınıfsal köklerini görünmez kılmaktadır.

Yaşadıklarımız demokrasinin basit bir gerilemesi değildir.[2] İçinden geçtiğimiz süreç, emperyalizme bağımlı kapitalist gelişme modelinin, derinleşen neoliberal krizin ve burjuva devlet aygıtının yapısal sınırlarının ürettiği çok yönlü bir krizdir. CHP kongresinin mahkeme kararıyla iptal edilmesi, siyasal alanın yargı yoluyla yeniden düzenlenmesinin bir örneğidir. Ancak bu durum CHP yönetiminin yıllardır sürdürdüğü düzen içi siyasetin yarattığı açmazları ortadan kaldırmaz. Burjuva devlet aygıtına güvenerek siyaset yapanlar, aynı aygıtın kendi üzerlerine yönelmesini şaşkınlıkla karşılamaktadır. Her hâlükârda bu sorunlara çözüm Washington’da, Brüksel’de veya NATO karargâhlarında değil; Türkiye işçi sınıfının, gençliğinin ve emekçi halklarının bağımsız siyasal örgütlülüğünde aranmalıdır.

Ankara’da yapılacak NATO zirvesi kapıya dayanmışken, Türkiye’nin demokratik krizini NATO’nun güvenlik sorunu olarak tanımlayan yaklaşımın kendisinin eleştiri konusu yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bunun, mutlak butlan kararı karşısında ikirciksiz biçimde CHP’nin ve muhalefetin yanında durmakla herhangi bir çelişkisi yoktur. Tam tersine, siyasal alanın yargı eliyle yeniden dizayn edilmesine karşı çıkmak ile muhalefetin bu krizi hangi siyasal ufukla ele aldığını tartışmak aynı demokratik sorumluluğun iki farklı boyutudur. Bugün mahkemeler aracılığıyla muhalefetin etkisizleştirilmeye çalışılmasına karşı çıkmak ne kadar gerekliyse, bu saldırıya verilen yanıtın NATO’nun, Avrupa’nın veya Batılı emperyalist güç merkezlerinin çıkarları üzerinden kurulmasını eleştirmek de o kadar gereklidir. Çünkü Özgür Özel’in yazısında ortaya konulan yaklaşım yalnızca yanlış bir teşhis değil, aynı zamanda yanlış bir tedavi önerisidir.

Özel’in yazısının merkezinde tek bir kavram bulunmaktadır: Güvenlik. Yazı boyunca Türkiye’deki siyasal gelişmelerin yalnızca demokratik haklar........

© sendika.org