İstanbul´un içinden konuşan bir hafıza: Haritasız Yahudiler
Geçtiğimiz günlerde İstanbul'un Balat, Kuzguncuk ve Kadıköy semtlerinin Instagram’da kültürel kimlik ve mekânsal temsil bağlamında nasıl inşa edildiğini incelemeyi amaçlayan ve semtlerin sosyal medya ortamlarında yalnızca fiziksel mekanlar olarak değil, nostalji, yerellik, otantiklik ve modernlik gibi söylemler aracılığıyla anlamlandırılan kültürel kimlikler olarak sunulduğunu anlatan akademik bir yazı kaleme aldım. Bu üç semte bakarken İstanbul’u Yahudiler olmadan anlatmanın eksik bir yapı taşıyacağını, tamamlanmamış bir hikâye olacağını bir kez daha fark ettim. Çünkü bu şehirde Yahudi olmak yalnızca bir inanca sahip olmak anlamına gelmiyor. İstanbul’da yaşayan Yahudiler yüzyıllar boyunca bu şehrin sokaklarında çalıştılar, ticaret yaptılar, okullar açtılar, sinagoglar kurdular, bayramlarını kutladılar, komşuluklar kurdular. İstanbul onların yalnızca yaşadığı bir yer değil, hafızalarının kurulduğu bir şehir oldu her zaman.
Bugün Balat, Hasköy, Galata, Kuzguncuk veya Ortaköy'de yürürken karşımıza çıkan her yapı, bize geçmişin tamamını anlatmaz. Çünkü şehirler yalnızca binalardan oluşmaz. Bir mahallenin gerçek tarihi, orada yaşayan insanların seslerinde saklıdır. Ladino konuşan bir annenin ev içindeki dili, Şabat akşamı yakılan mumlar, dükkânların önündeki........
