Bozuk terazi kâr etmez!
Mutaffifîn Suresi, ölçü ve tartıdaki hile ile başlar; fakat aslında insanın bütün varoluşunu ölçen bir teraziden söz eder. Sûre, dünyadaki küçük hilelerin arkasında büyük bir inanç boşluğu bulunduğunu gösterir. Çünkü bir insan eğer gerçekten hesap vereceğine inanıyorsa, üç kuruşluk menfaat için teraziyi bozmaz. Demek ki mesele yalnız ticari ahlak değil, ahiret tasavvurudur.
Ahiretin varlığı meselesine gelince: İnsan mümkündür; yani varlığı zorunlu değildir. Bir zaman yoktu, sonra var oldu. Kâinat da böyledir. Varlığı kendinden değildir. Değişmektedir, bozulmaktadır, ölmektedir. Fani olan, kendi kendisinin sebebi olamaz. Eşya fiildir, fail değildir. Fiil varsa fail vardır. Kudretin izleri varsa kudret sahibi vardır. Hikmet varsa hikmet sahibi vardır. Kâinatın düzeni, ölçüsü, matematiği, biyolojik dengesi, bilinç üreten insanı, bütün bunlar tesadüfle açıklanamaz. Mümkün varlıkların varlığı zorunlu bir Varlığı gerektirir. Bu zorunlu varlık Allah’tır. İki kere ikinin dört etmesi ne kadar aklî bir zorunluluksa, mümkin varlığın Vacibü’l-Vücûd’a dayanması da o kadar zorunludur.
Fakat mesele burada bitmez. Eğer Allah hikmet sahibiyse, insanı başıboş bırakmaz. İnsana akıl vermiş, iyiyi kötüden ayırma kabiliyeti vermiştir. Adalet duygusu insanın fıtratına yerleştirilmiştir. Dünya hayatına baktığımızda ise mutlak adaletin gerçekleşmediğini görürüz. Zalimin çoğu zaman cezasız kaldığı, mazlumun hakkını tam alamadığı bir dünya düzeni vardır. Eğer ölüm her şeyin sonu olsaydı, adalet eksik kalırdı. Hikmet sahibi bir Allah’ın eksik adaletle işi olmaz. Bu durumda ahiret, yalnız bir inanç değil, ilahî adaletin zaruri bir tamamlayıcısıdır. Ahiret, Allah’ın hikmet ve adalet isimlerinin tecelli edeceği zorunlu bir........
