menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Yirmi21

30 20
22.02.2026

18.02.2026 Tarihinde açılışı Sanatorium’da gerçekleşen ve 28.03.2026 tarihine kadar devam edecek, bu özgün ve “değerler” mânâsında farkındalıklı çalışmadan bahsetmek istiyorum.

Hali hazırda İstanbul Topkapı Üniversitesi Plato MYO Grafik Tasarım Programında Dr. Öğretim Üyesi olarak akademik çalışmalarına da devam etmekte olan, Mehmet Dere, ile kısa sohbetimiz sırasında “Bunu aktarabildimse ne mutlu, çünkü bu kişinin algılayışı ile oluşan bir durum” demişti.

Peki, neydi bu gerçeklik?

21:21, sayıları sabit ve olağan anlamlığı dışında “evrensel” bir sembolden çok geçiş hallerini, tamamlanmışlığı ve dönüşüm ihtimalini işaret etmekte olan “dolaşım halindeki bir ruh hali olarak” belirlemekle, kaygı ve umut arasındaki eşikten, bireysel deneyimlerle birlikte “toplumsal ve ekonomik yapılar”arasındaki gerilimi yoğunlaştıran bir atmosfer olarak kurarak, izleyiciye açık-uçlu alanın bir parçası olduğunu hatırlatır.

İki katlı teşhir alanında çıkışta ve girişte bizi bekleyen “Tek kale” durumu, girer-girmez Narsistik bir bakış açısını algı gölgelerini sunsa da izleyicinin açık-uçlu bırakılmış sorulara, kendi cevabını bulmasını sunar.  Tıpkı eski öğrenci seçme ve yerleştirme sorularında çıkan seçenekler gibi.

Mesela en çok kazı kazan kısmında görsellerin minyatür bazlı en mini hali ile sunulmasından kriterler olarak ilk bakışımda, sohbetimizde sırasında, en önemli kaynaklarımız “Madenler” olduğunu öğrendim. İlk bakışta uzaydan yurdumun görüntüsünün maden ocakları olarak çıkması ve tükettiğimiz, tüketilmesine göz yumduğumuz tıpkı ciğerlerimiz ağaçlarımız gibi doğal kaynaklarımız madenlerimiz. Bu kısma geleceğim.

Önce Sanatorıum girişinden ve 1.katta mevcuttan tekrar çıkışa aşağıya doğru bizi yönlendirerek serginin esas anlamına birlikte bakalım.

Sanatçı Mehmet Dere’ye ifade ettiğimi aynen yazıma aktarıyorum.

“Neydi o günler. Uzay 1999 Atılgan ile büyüyen çocuklar. Başka bir dünya umuyordu. Oysa hızla ilerleyen dünya neler sundu. Sunmaya da devam ederken. Biz kendimizden neler kaybettik? Ne güzel anlatmışsınız.”

“Dere’nin pratiğinde oyun, eğlenceye değil; kuralları önceden belirlenmiş, kazananı ve kaybedeni çoğu zaman görünmez biçimde tayin edilen sistemlere işaret eder. Şans, rastlantı ve tekrar kavramları, bireyin ekonomik ve toplumsal düzen içindeki konumunu sorgulayan metaforlar hâline gelir. Dere’nin oyun alanı, bu bağlamda sahada oynanıp masada kaybedilen bir düzenin alegorisi olarak belirir. Iskartaya çıkmış iskambil kartları ile pastoral manzaralarla kaplı kazı-kazan yüzeyleri, tek kaleye dönüşen ekonomik sistemin oyun tahtasına işaret eder. Bu idealize edilmiş manzaralar, iğdiş edilmiş Türkiye topraklarının suskun imgeleri olarak belirir; doğa ve emeğin sistematik biçimde tüketildiği bir düzeni, umut ve beklenti estetiği altında görünmez kılan........

© Muhalif