menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

CENNET KORUNANLARIN MÜKÂFATIDIR

46 0
14.08.2026

CENNET KORUNANLARIN MÜKÂFATIDIR

Cennet, “örtmek” anlamındaki “cenn” kökünden türemiş bir isimdir. Bol bitkili, gür ağaçlı bahçe veyâ toprak parçası anlamındadır. Kur’ân açısından bakıldığında cennet, cehennemin tam karşıtı bir değerler bütününün veyâ mekânın ifâdesidir. Yeryüzünde kötülük sergileyenler cehenneme giderken, iyilik sergileyenler de cennete gideceklerdir. Yâni cehennem nasıl bir cezâlandırarak tekâmül ettirme aracı ise cennet de ödüllendirerek tekâmül ettirme aracıdır. İlâhi metinler incelendiğinde cennetin iki büyük gerçeği sembolize ettiği anlaşılmaktadır. Bunlardan biri cennetin ölüm sonrası sonsuzluk ödülünün adı olması, diğer de güzel, temiz, bereketli, mutluluk getirici bir yaşam ve çevre olarak anılmasıdır.

İşte Nebe/31-37. âyetler cennetin özelliklerini ve içinde inananların kavuşacağı ödülleri/nimetleri dile getirmektedir. Nebe/31. âyet şöyledir: “[Ama] Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlar için büyük bir tatmin vardır.”[1] Âyette geçen “takva” sahipleri anlamındaki “muttakiler” daha öncede tanımladığımız gibi Allah’ın emirlerine/irâdesine ters düşen eylemleri yapmaktan sakınanlardır. Başka bir ifâde ile bu kişiler, Allah’a karşı sorumluluklarının idrâkinde olanlar veyâ Allah’ın emirlerine karşı gelmekten kaçınanlardır. “Mefâz” kelimesi ise kurtuluş yeri, başarının sonucunda kazanılan yer anlamına gelmektedir. Aynı zamanda bu kelimeyi “kurtuluş/zafer” mânâsına da almak mümkündür. Böyle düşünüldüğünde “mefâz”, cehennemden kurtulmayı ve cenneti kazanmayı ifâde eder. Bütün bunlardan sonra anlaşılıyor ki; cennet, takva sahipleri için bir kurtuluş, başarı ve mükâfat yeridir. Bu kurtuluşun Kur’ân’daki bir başka büyük kurtuluş anlamına gelen “Fevz’ül Kebîr”dir: “[Ama] imana ermiş olup da doğru ve yararlı işler yapanlar, [öteki dünyâda] içinden ırmaklar akan bahçeler bulacaklardır; bu, büyük bir kurtuluştur!”[2]

Nebe/32. âyette bu büyük kurtuluşun mekânı olan cennetin “muhteşem bağlar ve bahçelerden”[3] oluştuğu anlatılmaktadır. Âyette geçen “Hadâik” kelimesi “Hadika”nın çoğuludur ve suyu olan, çeşitli meyve ağaçlarını/çiçekleri kapsayan, etrafı duvarla çevrili bostan veyâ bahçe demektir. “A’nab” ise hem üzüm hem de üzüm bağları anlamına gelmektedir. Üzüm Kur’ân’da cennet tasvirlerinde çok kullanılan bir meyvedir ve yaklaşık 11 âyette yer almaktadır. Mekke’de yetişmeyen ve daha çok Taif gibi çevre kentlerden gelen üzüm o günkü Arap toplumu tarafından çok sevilen meyveler arasındadır. Belki bu yüzden olacak ki, cennetin güzellikleri anlatılırken âyetlerde onlara bildikleri ve hoşlandıkları bir meyve ile seslenilmiştir.

Nebe/33. âyete gelince, bu âyet, üzerinde en çok tartışılan âyetlerden birisidir. Bu âyetin Türkçe çevirisinde meâl ve tefsirlerde yer alan cinsel odaklı, erkek ağırlıklı erotik dil birçok insânı rahatsız etmiş ve bu ifâdelerin âyetin rûhuna uygun olmadığı noktasında farklı yorumlar/yaklaşımlar getirilmiştir. Aslında, Kur’ân’da âhiret hayatına ilişkin yapılan cennet ve cehennem tasvirlerinin yaşadığımız dünyânın gerçekleriyle hiçbir ilgisi bulunmadığı ve sadece “isim benzerliği”[4] olduğu temel kabulü çerçevesinde âyete bakıldığında bu tartışmaların gereksiz olduğu bir gerçektir.[5] Ama böyle yapılmamış ve tefsirciler bu konuda birbirlerine ağır suçlar yükletecek kadar ileri gitmişlerdir. Üstelik bu anlaşmazlık, İslâm düşmanlarının ekmeğine yağ sürmüş ve şüphe uyandırıcı birçok eleştiriye de malzeme teşkil etmiştir.

Şimdi âyetin Arapçası olan ve cennette inananlara verileceği söylenen “ve kevâıbe etrâbâ” ifâdesine meâllerde bulunan cinsellik yüklü karşılıklardan bazı örnekler verelim: “Göğüsleri çıkmış genç kızlar”[6], “Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar”[7], “Göğüsleri tomurcuk........

© Mir'at Haber