BİR NİFÂK PROTOTİPİ TU’ME BİN ÜBEYRİK
BİR NİFÂK PROTOTİPİ TU’ME BİN ÜBEYRİK
Tu’me bin Übeyrik nifâk konusunda saaâdet asrının en çarpıcı örneklerinden birisidir. Sahâbeden ensar arasında bulunan bu kişinin adı bir “zırh yolsuzluğuna” bulaşmıştır. Tarihsel rivâyetlere göre Tu’me bin Übeyrik, Katâde bin Numân adlı komşusundan çaldığı bir zırhı, “bir süre sende emânet kalsın” diyerek yahudi bir komşusu olan Zeyd bin Semîn’e bırakmıştır. Zırhın Tu’me tarafından çalındığı anlaşıldığında o bunu inkâr etmiş ve suçu yahudi komşusunun üzerine atmıştır. Zırhın sahibi Katâde de, Hz. Peygamber’e gelip zırhının Tu’me tarafından çalındığını söyleyerek yardımını istemiştir. Gelişmeler üzerine Tu’me’nin yakınları Hz. Peygamber’in huzuruna gelerek tanıklık etmişler ve Hz. Peygamber’den bu işi yahudinin yaptığı yönünde hüküm vermesini istemişlerdir. Hz. Peygamber de “zâhire” bakarak Tu’me’nin lehine hüküm verme eğilimi göstermiş ve şikâyet eden Katâde’ye “İslâm’a hizmetleri ve iyilikleri bilinen bir aileyi, kanıtsız, tanıksız hırsızlıkla mı suçluyorsun?” diyerek azarlamıştır. Diğer tanıklardan da konuyu düşünmek için bir süre istemiştir.
İşte bu düşünme safhasında Tu’me’nin işlediği yolsuzluk, yalancılık ve iftira suçuna aydınlık getiren Nisâ/105-115. âyetleri inmiş ve âyetler iftiraya uğrayan yahudiyi aklayıp Tu’me’nin suçlu olduğunu bildirmiştir. Bunun üzerine Tu’me: “Mensubu olduğum halde bana bu kötülüğü yapan dîne lânet olsun!” diyerek irtidat edip Medine’den Mekke’ye kaçmış ve müşriklere katılmıştır. Bununla da yetinmeyip Hz. Peygamber aleyhinde propagandaya başlamıştır. Bir sürre sonra da, başka bir hırsızlığı gerçekleştirmek üzere bir duvara tırmanırken duvar yıkılmış ve altında kalan Tu’me ölmüştür.
Anlaşılıyor ki; bir dîne mensup olmak, hattâ zamanında o dînin tebliği için hizmet ve gayrette bulunmak yine o dînin saygın bir ferdi görülmek hiçkimseye insânları Allah ile aldatarak haksız kazanç ve itibar devşirme hakkı vermemektedir. Daha öz ifâde ile Kur’ân, hiçbir koşulda “cemaat” duygusunun/kardeşliğinin “adâlet” duygusunun önüne geçmesine izin vermez. Buradaki “cemaat” kavramı içerisine “mezhep, meşrep, parti, dernek, şirket, ordu” gibi belli amaçlarla bir araya gelmiş –sivil/asker– her türlü kurum dâhildir. İşte Nisâ/105-115. âyetleri bir münâfıklık örneğini ortaya koyan ama bunu sonraki çağlara yol göstermesi için hiçbir isim, yer ve zaman vermeden “evrensel kılan” âyetlerdir. Şimdi ilk iki âyetten başlayalım:
“Biz sana, hakîkati ortaya koyan bu ilâhî kelâmı indirdik ki insânlar arasında Allah’ın sana öğrettiğine göre hüküm verebilesin. O halde ihânet edenlere taraf olma/savunma; ama Allah’a [onları] bağışlaması için duâ et; unutma ki Allah çok bağışlayıcıdır, rahmet kaynağıdır.”[1]
Âyetlere baktığımızda bir kez daha görüyoruz ki; olay tarihî açıdan özel/sınırlı olsa da âyetlerin içeriği genel bir ahlâkî öğreti üslubundadır. Bu nedenle âyetin başında yer alan “sen” zamiri her ne kadar Hz. Peygamber’i işâret ediyormuş gibi gözükse de dolaylı olarak Kur’ân’ın rehberliğini kabul etmiş olan herkese şâmildir. Âyetin ilk mesajı Kur’ân’ın insânlık dünyâsına indiriliş nedenini bize açıklamaktadır. Amaç, Kur’ân’ın muhatabı olan kişinin/kişilerin Allah’ın onlara öğrettiği/bellettiği ve mutlak doğruyu gösteren ilimle insânların arasında hükmetmesi ve sorunlarını bu Kitap’ın ışığında çözmeleridir. Ama –Tu’me örneğinde olduğu gibi– anlaşılıyor ki, bazı kişiler suçlu olsa da yakınlarının/sevdiklerinin korunması için adâletin saptırılmasında yalancı tanıklıkta bulunmaktan kaçınmamakta ve karşılarındaki kişi peygamber de olsa onu şaşırtarak Kur’ân’ın ifâdesiyle “hâinlik” yapabilmektedirler. Buradaki hâinler ise anlaşılıyor ki Tu’me’nin yakınlarını oluşturan ve Kur’ân’ın gönülsüz takipçileri olan münâfıklardır. Şüphesiz böyle olmasaydı bu insânlar, Hz. Peygamber’den asılsız bir şeye yardım etmesini ve bu hırsızlığı, bir yalan ve iftira olarak o yahudiye isnad etmesini isteyemezlerdi. Onlar Hz. Peygamber’e şunu söylüyorlardı: “Ey Allah’ın Resûl’ü! Bunlar, salâh sahibi ve dînine bağlı bir aile halkını hırsızlıkta suçladılar. Ellerinde bir delil olmaksızın hırsızlık........
