menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mescid-i Aksâ Adım Adım Dönüştürülüyor: Ümmet Tehlikenin Boyutunu Görüyor mu?

16 0
21.09.2026

Mescid-i Aksâ’da son günlerde art arda yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız hadiseler olarak okumak artık mümkün değildir. Şofar üflenmesi, yüzlerce yerleşimcinin baskınlara katılması, Müslümanların içeride olup bitenleri görüntüleyebilmek için kapalı mekânlardan ve polislerin gözünden uzakta kayıt almaya çalışması, nihayet Mescid-i Aksâ’nın cumartesi günleri de yerleşimcilerin girişine açılması için İsrail Yüksek Mahkemesi’ne taşınan talep… Bütün bunlar, tek tek ele alındığında farklı hadiseler gibi görünse de aynı istikamete yönelen bir sürecin parçalarıdır: Mescid-i Aksâ’nın dinî kimliğini, zaman düzenini ve mekânsal kullanımını tedricî biçimde yeniden şekillendirme çabası. Asıl tehlike, atılan her bir adımın büyüklüğünden ziyade, bu adımların aynı hedef doğrultusunda birikmesidir.

Otuz Şofar Sesi: Bir Hadiseden Daha Fazlası

13 Eylül 2026 Pazar günü Mescid-i Aksâ’da yaşananlara ilişkin bağımsız Filistin kaynaklı görüntülerin günlerce ortaya çıkmamasının ardından, İsrail medyasında dikkat çekici bilgiler yayımlandı. Haberlere göre Haham Aryeh Lipo, Mescid-i Aksâ’da yönettiği toplu öğle duası sırasında şofarı otuz defa üflediği gerekçesiyle polis tarafından sorgulanmak üzere çağrıldı. Lipo ayrıca şofar üfleyen tek kişinin kendisi olmadığını, başka katılımcıların da hayvan boynuzundan yapılmış şofarların yanı sıra küçük metal borular kullandıklarını söyledi. Bu ayrıntıların hâlen İsrailli kaynakların anlatımına dayandığını ve bağımsız Filistin kaynaklarınca görüntülü biçimde doğrulanamadığını özellikle belirtmek gerekir. Ancak iddialar doğruysa, meselenin taşıdığı anlam kullanılan çalgının kendisinden veya kaç defa üflendiğinden çok daha büyüktür.

Çünkü otuz kez şofar üflenmesi, birkaç saniyelik gizli ve münferit bir eylem değildir. Daha da dikkat çekici olan, Lipo’nun kendi anlatımına göre İsrail polisinin ilk şofar sesinin ardından müdahale etmemesi, toplu ibadetin tamamlanmasını beklemesi ve ancak daha sonra kendisini dışarı çıkarmasıdır. Lipo, polisin kendilerine karşı düşmanca davranmadığını, hatta tavrının anlayışlı olduğunu ifade etmiştir. Bu anlatım doğruysa şu soruyu sormak gerekir: Burada gerçekten yasaklanan bir fiilin engellenmesi mi söz konusudur, yoksa yeni dinî pratiklerin, doğurabileceği tepkiler hesaplanarak kontrollü ve tedricî biçimde yerleştirilmesi mi?

Şofarın önemi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Mesele küçük bir dinî aracın birkaç dakika kullanılması değildir; mesele, dün gizlice yapılan bir ritüelin bugün alenileşmesi, bugün alenileşenin yarın tekrarlanması, tekrarlananın zamanla “alışılmış uygulama”, ardından da “kazanılmış hak” olarak sunulabilmesidir. Mekânların kimliği yalnızca duvarlarının yıkılmasıyla değiştirilmez; mekânda icra edilen dinî pratiklerin değiştirilmesi de o mekânın kimliğini dönüştürmenin en etkili yollarından biridir.

Müslüman Kendi Mescidinde Kamerasını Gizliyorsa

Aynı günlerde ortaya çıkan ikinci tablo ise en az şofar meselesi kadar düşündürücüdür. Mescid-i Aksâ’ya ulaşabilen bazı Müslümanlar, yerleşimci grupların faaliyetlerini görüntüleyebilmek için kapalı mekânların içerisinden, İsrail polisinin dikkatinden kaçınarak kısa kayıtlar almaya çalışmıştır. Sahadan aktarılan bilgilere göre 13 ve 14 Eylül sabahlarında Müslüman cemaat ile vakıf görevlilerinin mevcudu son derece sınırlı kalırken, yüzlerce yerleşimci yoğun polis koruması altında alana girmiştir. Nitekim Kudüs Uluslararası Müessesesi 13 Eylül’de 593 yerleşimcinin Mescid-i Aksâ’ya girdiğini bildirmiştir.

Burada rakamlardan daha ağır bir hakikat vardır: Bir Müslümanın, kendi kutsal mekânında olup biteni belgeleyebilmek için gizlenmek zorunda kalması. Bir tarafta toplu hareket eden, dinî ritüellerini genişleten ve yüzlerce polis tarafından korunan gruplar; diğer tarafta yalnızca görüntü kaydetmek için dahi tedbir almak zorunda kalan Müslümanlar… Bu manzara, Aksâ’daki mücadelenin artık sadece “kim içeri giriyor?” sorusuyla açıklanamayacağını göstermektedir. Asıl mesele;........

© Milli Gazete