menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İçsel yürüyüşler

24 0
22.06.2026

Ekip dikmemiz gereken ovaların eşiğine kurulan evler, yola çıktığımda ışıklarını henüz yakmıştı. Başımı cama yaslayıp hülyalara daldığımda; artık alelade gelen yolculuklarım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçip gitti. Otogarların o hiç değişmeyen kokusu burnumun direğini sızlatmaktayken kaçıncı kez yola düştüğümü hatırlamaya çalıştım. Her defasında gördüğüm aynı manzara: Vedalaşmanın insanın dimağında bıraktığı o derin hüzün… Sarılabileceğin bir yakınının olması, yükünü omuzlayacak birkaç dostunun olması ne büyük bahtiyarlık…

İnsanın sırtında taşımak zorunda olduğu bir kambur misali koca bir bavul. Belki birkaç bavul. Ah… İnsanın şu eşyaya tutkunluğu! Bir de zamanı geçirme kaygısı… "Bu kadar yol nasıl bitecek? Bu kadar saat nasıl geçecek?" Koskoca bir ömrün bittiğini, tükendiğini bile bile bu cümleleri kuran insanoğlu ne büyük bir çelişki içindedir: "Otobüsünüzde telefon şarj yeri var mı? Bana bir çay, bir de Wi-Fi şifresi? Otobüsünüzde televizyon mevcut mu?"

Yol devam ederken defalarca gittiğim şehirlere zihnimde tekrar gidiyorum. Ankara,........

© Milli Gazete