Bireyselleşme ve aidiyet
Sosyal bilimler alanında özellikle Batı dışı toplumlarda birçok kavram bilinçsizce ve içerikleri yoklanmadan kullanılmaya devam etmektedir. Sosyal bilimler Batı’da modernleşme ile eşzamanlı ve modern hayatın bilgisini üretmek üzere kurgulanmış geniş bir çerçeveyi tanımlamaktadır. Fakat dünyaya belirli bir perspektiften bakmaktadır ve özellikle müslüman toplumlardaki sosyal bilimcilerin en temel problemi; bu perspektifi ıskalayarak sosyal bilimlerin teori ve sonuçlarının evrensel olduğu efsanesine inanmaya devam etmeleridir.
Diğer yandan sosyal bilimlerin “Tanrı” ve “din”in merkezden çekildiği bir toplum yapısının problemleri üzerine konumlandırıldığını bilmekteyiz. Bunun birçok sonuçları olmuştur. Buradaki temel problem; sadece Tanrı ve dinin merkezden çekilmesi değil; onunla birlikte insan, toplum ve gündelik hayatın da ciddi bir değişime uğramasıdır.
Böyle bir değişim söz konusu olduğunda bu konuda uğraş veren Batı’da ilk akla gelen isim Emile Durkheim’dır. Durkheim’ın temel uğraşısının sosyolojinin teolojik bir problemi şeklinde nitelenebilir. Durkheim laik/seküler bir toplumda ahlakın ve sosyal bütünleşmenin nasıl sağlanacağı sorusu üzerine odaklanmaktaydı. Ahlak ve sosyal bütünleşmenin temel arkaplanı olan Tanrı ve din........
