Rönesans: Dünyanın yeniden keşfi ve insanın kendini kurması
Rönesans, yalnızca geçmişte yaşanmış bir sanat ve kültür dönemi değildir. Onu birkaç yüzyıla, birkaç kente ya da birkaç büyük sanatçıya indirmek, Rönesans’ın tarihsel anlamını küçültür. Rönesans daha derinde, insanın kendisini dünyayla kurduğu ilişkinin değişmesidir. İnsan ilk kez yalnızca kendisine verilmiş bir dünyanın sakini olmaktan çıkarak dünyayı görmeye, araştırmaya, temsil etmeye ve yeniden biçimlendirmeye başlayan bir varlık olarak belirginleşir. Bu nedenle Rönesans’ın asıl meselesi “yeniden doğuş”tan önce, insanın dünyaya yeniden bakmayı öğrenmesidir.
Ortaçağ dünyasında insanın dünyayla ilişkisi bütünüyle kapalı değildi; bu dünyayı basitçe karanlık, bilgisiz ve hareketsiz bir çağ olarak tasarlamak tarihsel gerçekliği çarpıtır. Ancak Rönesans’la birlikte insanın dünyadaki konumunu düşünme biçiminde önemli bir kırılma meydana gelir. Evren artık yalnızca aşkın bir düzenin işaretlerini taşıyan kozmik bir yapı değildir. Dünya görülmesi, ölçülmesi, çizilmesi, incelenmesi ve temsil edilmesi gereken somut bir gerçeklik haline gelir. Perspektifin resimde ortaya çıkması bu nedenle yalnızca teknik bir yenilik değildir. Perspektif, insan gözünün dünyadaki konumunu görünür kılar. Dünya tek bir merkezden okunması gereken kapalı bir bütün olmaktan çıkar; bakışın konumuna göre farklılaşan bir görünüşler alanına dönüşür.
Bu dönüşümde insanın kendisi de değişir. İnsan artık yalnızca hakikati kabul eden değil, hakikate ulaşmaya çalışan bir faildir. Sanatçı bunun en güçlü örneklerinden biridir. Ressam, heykeltıraş ya da mimar yalnızca kendisine verilmiş biçimleri tekrar........
