SADREDDİN KONEVÎ ve RÜYALAR
Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ’in doğduğu Rebiyülevvel ayındayız, Türk İslâm âlemine hayırlar getirsin mübarek olsun. Yine, Büyük âlim, gönül adamı Sadreddin Konevî Hazretlerinin de 752. Vefat yıldönümünü idrak ediyoruz.Bazı rüyalar içinde taşıdıkları mesaj ile ikazlar, işaretler dolayısıyla önemlidir. Hem Sadreddin Konevî, hem hocası Hz. İbn Arabî rüyalarında benzer şekilde Fahr-i Kâinat Efendimizi görmüşlerdi.NEFHA romanımdan bir bölüm bu olguya temas etmektedir:“Şeyhimiz İmam-Ekmel Muhyiddin b. Muhammed b. Ali İbnü’l-Arabî’nin bana anlattığı rüyadır:Şeyh, İşbiliye camiinde bir sabah uykusunda, Hz. Peygamber’i ölmüş bir halde ve mescidin duvarlarında hareketsiz kalakalmış vaziyette görmüştür. İşbiliye, Endülüs’ün bir beldesidir. Aradan seneler geçtikten sonra Şeyh, Allah ehlinin yoluna katılmış, sahip olduğu ve ilgilendiği dünyevî şeyleri terk etmiş, Allah Teâlâ da kendisine fetihler vermiştir. Bir gün, İşbiliye’li hayırlı ve faziletli bir insanla birlikte bir için bu caminin bir kapısından diğerine geçmesi nasip olmuştu. Şeyh, bir hamd şuuruyla, şükür bâbında, iki rekât tahiyetü’l-mescid/mescidi selâmlamak namazını kılmadan camiden girip çıkmak, böylece de camiyi yol haline getirmeyi sevmezdi. Namazı eda ettikten sonra, caminin dilediği kapısından çıkardı.Şeyhimiz şöyle devam etmiştir:“O arkadaşımla camiye girdiğimde, kendisine:“İki rekât namaz kılmadan camiden çıkmayı uygun görmüyorum” dedim.Arkadaşım:“Gel şu tarafta kıl” diyerek, Hz. Peygamberi ölü ve duvarda hareketsiz bir halde asılı gördüğüm tarafı gösterdi.Ben diretince:“Niçin namaz kılmaktan çekiniyorsun” diye sordu.“Bir zamanlar burada Hz. Peygamberi ölü ve hareketsiz görmüştüm, orada namaz kılmaktan çekiniyorum” dedim.Bunun üzerine arkadaşım şaşırdı ve şöyle karşılık verdi:“Gerçeği görmüşsün, şimdi sana rüyanın sırrını anlatacağım: Burası benim evimdi. Bölgenin valisi camiyi genişletmek istedi; caminin çevresini yükseltti, camiye katmak için çevresindeki evleri satın aldı, sadece benim evim kaldı. Benimle pazarlık yaptılar, fakat istediğim parayı vermediler. Ben karşı çıkınca, rızam olmadan arzularına göre evimi aldılar. İşte, senin gördüğün şey, Hz. Peygamber değil, bu şehir ahalisine nispetle ölen şeriatıydı. Geçerli satış akdi yapılmadığı için, şeriat satım yapılmış gibi hasıraltı edilmiştir. Dolayısıyla bu yer, rızayla verilmiş bir yer değildir. Şimdi ise -şahit ol ki- hakkımı Müslümanlara helal ediyorum. Gel beraber burada kılalım.”***İbn Arabî vaktiyle ikaz etmişti. Sohbetlerinden, kitaplarından, tanıklıklarından Üstadının bu konudaki hassasiyetine vakıftı. Haçlı konusunda uyarıcı olduğu gibi, İslâm(cı) yüzlü sapkınlıklar, gizli yaralar üzerinde de tetikteydi.Sabahtan beri rüyanın tesiri altındaydı. Düş boynunu sıkıyor, bir soru burgu gibi kalbini deliyordu.“Ümmetim! Ümmetim” diyen, yaratılış ve beka sebebimiz Muhammed ül Emin’in(S.A.V.) delâlet ettiği mânâ, gösterdiği işaret dayanılmazdı.…Solunan hava kirliydi. Necis nefesler ortalığı sarmıştı. Uzun, upuzun bir “İmdat” çığlığı; çağlar içinden süzülüp geldi.İblis’e açık sayısız yollar belirdi. Çarkların, dönme dolapların, civataların birbiriyle münasebeti; n(âletlerin) durumu hazindi.Z(eminsiz) tekinsiz kalpte işgal sesleri işitildi; ruhlar sömürülüp kemiriliyordu. Dev bir yamyamdı dünya.Bir ses bağırdı: “Şarkın bütün hazineleri yok oldu silindi!”
Rüyasında Hazreti peygamber kefenlenmiş bir hâlde tabuttaydı.Konevî’nin bağrı delindi. Şefik gönlü derin bir teessürle doldu. Görüntü devleşti. Peygamber nefesini, Lâtif Sesi örttü. Perdeler kalınlaştı.Dayanılmaz bir kötülüğün, necaset kin ve gabavetin, cehalet şeamet ve habasetin kokusu ciğeri delmek üzereydi. Oysa gönül temizliğinden doğan güzel kokuyu severdi Habîb-i Kibriya. Herhalde Hakk Sevgilisini de muazzep etmişti.
Müftü/Fakih/ Din Adamı tecavüz fetvası verdi; savaşta dini bütün mücahitlerin cinsel ihtiyaçları giderilecekti. Herhalde Şeytan sütü emmişti.Asırların ötesinden Ateşin çağrısı işitildi.Mukaddes Kitap elde oyuncaktı. Top gibi........
