Kültürel İstifa
Muhafazakârlık, yalnızca eskiyi koruma düşüncesinden doğmadı. Onu ortaya çıkaran asıl mesele, değişimin insanı ve toplumu kendi tarihinden koparma ihtimaliydi. Özellikle Fransız Devrimi sonrasında belirginleşen muhafazakâr düşünce, toplumların yüzyıllar içinde oluşturduğu kurumların ve yaşama biçimlerinin bir anda değiştirilmesine itiraz ediyordu. Dolayısıyla muhafazakârlığın başlangıcında değişime düşmanlık değil, kültürel sürekliliği kaybetme endişesi vardı.
Ne var ki zamanla, özellikle Batı dışı toplumlarda, kültürü koruma düşüncesine modern dünyanın gücüne ve yaşama biçimine duyulan hayranlık eşlik etti. Başlangıçta bir ikilem gibi görünen bu durum giderek ortadan kalktı. Modern hayat, düşünmenin, yaşamanın ve beğenmenin esas ölçüsü hâline gelirken kültür, bu hayatın içinde kendisine yer açılan bir aidiyet unsuruna dönüştü. Üstelik bu dönüşüm artık bir çelişki olarak görülmüyordu.
Bu değişimin arkasında insanın kendisine bakışındaki dönüşüm vardır. Başkasının üstünlüğünü kabul etmekle kendisini değersiz görmek aynı şey değildir. Birincisi mukayeseye imkân verir, ikincisi aşağılık duygusunu besler. Başkası sürekli ölçü hâline geldiğinde insan, kendisini geliştirmek yerine ona benzemeye çalışır. Hayranlık zamanla kendi dünyasını yetersiz görmeye, ardından ondan uzaklaşmaya dönüşür.
Türkiye muhafazakârlığının önemli bir kısmı da bu dönüşümden bağımsız değildir. Osmanlı’nın son dönemlerinde Batı’nın ilmini ve tekniğini alıp kendi kültürünü koruma düşüncesi, Cumhuriyet döneminde........
