Son 65 Gün Analizi: Sandık yaklaşırken siyasetin asıl sınavı başlıyor!
MERT MAPOLAR’IN KÖŞE YAZISINI SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
KKTC’de 6 Aralık seçimlerine 65 gün kala, artık soru yalnızca “kim kaç oy alacak?” değil, “kim bu ülkenin sorunlarını nasıl yöneteceğini gerçekten anlatabilecek?” sorusudur.
Seçim takvimi hızlanırken, KKTC siyaseti de yeni ve önemli bir dönemece girmiş bulunuyor. Eylül ayında yayımlanan CMIRS araştırması, siyasi tablodaki mevcut dengesizliği oldukça belirgin biçimde ortaya koyuyor. 500 kişiyle yüz yüze yapılan araştırmada CTP yüzde 47,28, UBP yüzde 21,73 olarak ölçülürken, kararsızların oranı yüzde 6,84, oy kullanmayacağını belirtenlerin oranı ise yüzde 3,22 oldu. TDP yüzde 4,63, YDP yüzde 3,62 ve DP yüzde 3,02 seviyesinde kaldı.
Bu tabloyu bir seçim sonucu gibi okumak da doğru olmaz. Anket, bugünün fotoğrafıdır; seçim ise yarının sandığıdır. Üstelik önümüzde daha 65 günlük bir siyasi mücadele bulunmaktadır. Dolayısıyla bugün ortaya çıkan farkın seçim günü aynen korunacağını varsaymak kadar mevcut tabloyu görmezden gelmek de doğru değildir.
Asıl dikkat çekici nokta, yalnızca iki büyük parti arasındaki fark değil; kararsız seçmenin halen siyasetin yönünü etkileyebilecek büyüklükte olmasıdır. Ortaya çıkan kamuoyu araştırmaları siyasi yelpazenin farklı kesimlerinde de kararsız seçmen bulunduğuna dikkat çekiyor. Bu nedenle partiler açısından önümüzdeki dönem, yalnızca mevcut seçmeni konsolide etme değil, sandığa gitmeyen veya henüz karar vermemiş seçmeni de ikna etme dönemi olacaktır.
PEKİ, ANKETLER PARTİLERE NE SÖYLÜYOR?
Mevcut tablo, büyük partiler açısından farklı; baraj çevresindeki partiler açısından ise çok daha farklı bir siyasi matematik ortaya çıkarıyor.
CTP açısından yüksek anket desteği, doğal olarak önemli bir siyasi avantaj görüntüsü oluşturuyor. Ancak yüksek oy oranı aynı zamanda daha büyük bir sorumluluk anlamına gelir: Seçmen yalnızca değişim talebini değil, değişimin nasıl gerçekleştirileceğini de duymak isteyecektir.
UBP açısından ise, mesele yalnızca oy oranını yükseltmek değildir. İktidar deneyiminin seçmene nasıl anlatılacağı, mevcut sorunlara hangi somut cevapların verileceği ve önümüzdeki dönemde nasıl bir yönetim modeli önerileceği de önem kazanacaktır.
TDP, YDP ve DP gibi baraj çevresindeki partiler açısından ise seçim matematiği çok daha hassastır. CMIRS araştırmasındaki oranlar dikkate alındığında, bazı partilerin %5 ülke barajının altında veya hemen çevresinde bulunması, seçime kadar yapılacak her siyasi hamlenin önemini artırmaktadır. Kamuoyu araştırmalarında da ortaya çıkan 50 sandalyeli Meclis ve ilçe bazlı, d’Hondt sistemi nedeniyle, ülke geneli oy oranı tek başına sandalye sayısını belirlememektedir.
Buradan seçmene de önemli bir mesaj çıkıyor:
Bir partinin aldığı yüzde ile Meclis'te elde edeceği sandalye sayısı aynı şey değildir!
Seçmen yalnızca anket tablosuna değil, seçim sisteminin nasıl çalıştığına da bakmalıdır.
Ancak seçimlere doğru ilerlerken, siyasetin gündemi yalnızca sandık matematiğinden ve seçim yasasından ibaret değildir. Seçmenin kararını etkileyebilecek ekonomik, mali ve yönetsel gelişmeler de artık seçim tartışmasının doğrudan bir parçası haline geliyor. Türkiye ile KKTC arasındaki ekonomik ve mali ilişkilerin yoğunluğu dikkate alındığında, Türkiye'de yaşanan bazı gelişmelerin de KKTC'ye yansımaları doğal olarak çok yakından izlenmelidir. Son günlerde gündeme gelen fon soruşturması da bu açıdan, yalnızca finans piyasalarını ilgilendiren bir gelişme olmaktan çıkarak, KKTC'de şeffaflık, kamu kaynaklarının korunması, denetim ve olası ekonomik etkiler üzerinden tartışılması gereken önemli yeni bir başlık oluşturuyor.
FON KRİZİ: ARTIK SADECE TÜRKİYE'NİN EKONOMİ HABERİ DEĞİLDİR!
Son günlerde Türkiye'deki sermaye piyasalarında yaşanan fon soruşturması da KKTC siyasetinin gündemine taşınmalıdır.
Türkiye'de yatırım fonları ve bazı hisselerdeki........
