menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Aynı Ülkede Üç Ayrı Enflasyon: Halk Neden Uzmanların Neredeyse İki Katını Bekliyor?

11 0
28.09.2026

Aynı Ülkede Üç Ayrı Enflasyon: Halk Neden Uzmanların Neredeyse İki Katını Bekliyor?

Türkiye’de piyasa, reel sektör ve hanehalkı enflasyonu çok farklı görüyor. Ayrışma yalnız bilgi farkından değil, farklı tüketim sepetlerinden, geçmiş deneyimlerden, gündelik fiyat sinyallerinden ve kurumsal güvenden kaynaklanıyor.

Türkiye’de önümüzdeki bir yılın sonunda enflasyon ne kadar olacak?

İlk bakışta bunun tek bir cevabı olması gerektiğini düşünebiliriz. Sonuçta aynı ülkede yaşıyoruz, aynı para birimini, yani Türk lirasını kullanıyoruz ve aynı fiyat sistemiyle karşı karşıyayız. Fakat Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın verileri bize oldukça farklı bir tablo gösteriyor.

Üç ekonomik kesimi aynı anda karşılaştırabildiğimiz en güncel Sektörel Enflasyon Beklentileri verisine göre Ağustos 2026’da piyasa katılımcılarının (yani kimi banka ekonomistleri gibi piyasa profesyonellerinin) on iki ay sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 23,69. Reel sektörün beklentisi yüzde 32,80. Hanehalkının beklentisi ise yüzde 45,58.

Yani vatandaş, piyasa profesyonellerinin neredeyse iki katı enflasyon bekliyor.

Üstelik ayrışma yalnız seviyelerde değil, beklentilerin yönünde de görülüyor. Ağustos ayında piyasa katılımcılarının beklentisi bir önceki aya göre 0,26 puan gerilerken reel sektörün beklentisi 0,30 puan, hanehalkının beklentisi ise 0,64 puan arttı. Gelecek on iki ayda enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkının oranı yalnızca yüzde 16,85 oldu.

Birkaç gün sonra açıklanan Ağustos tüketici enflasyonu ise yıllık yüzde 31,51 olarak gerçekleşti. Gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 33,79, ulaştırmada yüzde 35,08, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda yüzde 39,77 oldu.

Ortaya ilginç bir tablo çıkıyor:

Aynı ülke, aynı para birimi, aynı gelecek. Ama üç ayrı enflasyon beklentisi.

O halde bu noktada sormamız gereken kaçınılmaz soru şu olmalı: Kim yanlış düşünüyor?

Halk ekonomiden anlamadığı için mi yüksek enflasyon bekliyor?

Bu sorunun en kolay cevabı herhalde şöyle olurdu: Piyasa profesyonelleri verileri, modelleri ve para politikasını takip ediyor; vatandaş ise bunları bilmediği için enflasyon tahminini abartıyor. Fakat bu cevap hem iktisadi olarak yetersiz hem de hanehalkının davranışını gereksiz yere küçümseyen bir yaklaşım olur. Çünkü enflasyon beklentileri yalnızca bir tahmin yarışması değildir. İnsanların hangi fiyatlarla karşılaştığı, gelirlerinin ne kadarını hangi mallara harcadığı, geçmişte hangi ekonomik deneyimleri yaşadığı, hangi bilgi kaynağına güvendiği ve kötü bir ekonomik sürprize karşı ne kadar korunmak istediği beklentilerini etkiler.

Bu nedenle yüzde 23,69 ile yüzde 45,58 arasındaki yaklaşık 22 puanlık farkı yalnızca bilgi düzeyi farkıyla açıklamak mümkün değildir. Ekonomik aktörler aynı ülkede yaşamalarına rağmen adeta farklı bilgi evrenlerinde yaşıyorlar.

Bir enflasyon değil, birçok enflasyon deneyimi var

Öncelikle resmi enflasyon ile kişisel enflasyon deneyimi arasındaki farkı anlamamız gerekiyor. TÜİK’in açıkladığı yüzde 31,51, Türkiye’de yaşayan her bireyin kişisel enflasyon oranı değildir. Belirli mal ve hizmetlerden oluşan, ağırlıkları hanehalklarının ortalama tüketim davranışına göre belirlenen toplulaştırılmış bir fiyat endeksinin yıllık değişimidir. Zaten başka türlü bir tüketici fiyat endeksi hesaplamak da mümkün değildir. Ancak hiçbir hane bu ortalama sepeti bire bir tüketmez. Gelirinin büyük bölümünü kiraya, gıdaya ve ulaşıma ayıran düşük veya orta gelirli bir aile ile gelirinin daha küçük bölümünü bu kalemlere harcayan yüksek gelirli bir hanenin yaşadığı enflasyon deneyimi aynı değildir.

Ağustos verileri bunun neden önemli olduğunu gösteriyor. Genel tüketici enflasyonu yüzde 31,51 iken konutla ilişkili ana grubun fiyatları yüzde 39,77, ulaştırma yüzde 35,08 ve gıda yüzde 33,79 arttı. Dolayısıyla bazı hanelerin günlük hayatlarında karşılaştıkları fiyat artışlarının manşet orandan daha yüksek olması son derece mümkün.

Fakat mesele yalnızca tüketim sepetinin ağırlıkları da değil. İnsanlar bütün fiyat değişikliklerini aynı şekilde hatırlamıyor.

Domatesi hatırlıyoruz, televizyonu unutuyoruz

Davranışsal iktisat literatüründeki önemli bulgulardan biri, insanların sık karşılaştıkları fiyat hareketlerine orantısız biçimde fazla ağırlık vermeleri.

D’Acunto, Malmendier, Ospina ve Weber (1), tüketicilerin günlük alışveriş sırasında karşılaştıkları fiyat değişimlerinin enflasyon beklentilerini güçlü biçimde etkilediğini gösteriyor. Özellikle market fiyatlarındaki değişimin büyüklüğü ve görülme sıklığı, insanların genel enflasyon hakkındaki düşüncelerinde belirgin rol oynuyor.

Bunun çok basit bir nedeni var.

Domatesi, ekmeği, sütü veya benzini sürekli satın alıyoruz. Fiyatlarını biliyoruz. Geçen hafta kaç para olduklarını hatırlıyoruz. Televizyonu ise beş yılda bir alıyoruz. Bir televizyonun reel değeri düşerken domates yüzde 50 pahalanmışsa, ortalama tüketici muhtemelen enflasyon algısını televizyona değil domatese göre oluşturacaktır.

Bu mutlaka irrasyonel bir davranış değildir. İnsanların sınırlı zamanı ve dikkati vardır. Her ay yüzlerce fiyat serisini takip etmek yerine en sık karşılaştıkları sinyalleri kullanırlar.

Bu nedenle hanehalkının verdiği enflasyon tahminini bir makroekonometrik modelin tahminiyle aynı zihinsel süreçten çıkmış gibi değerlendirmek baştan hatalı olur.

Bağlam her şeyi değiştiriyor

Mart ayında Katman’da yayımlanan Enflasyon Beklentileri Nereden Geliyor? başlıklı yazımda (2) bu meseleyi bağlamsal beklentiler olarak adlandırdığım bir çerçeve üzerinden tartışmıştım.

Oradaki temel önerme şuydu: İnsanlar beklentilerini tek bir bilgi kaynağından oluşturmazlar. Merkez bankasının açıklamalarını dinlerler. Geçmiş enflasyonu hatırlarlar. Döviz kurunu görürler. Marketteki fiyatlara bakarlar. Maaşlarının ne kadar arttığını bilirler. Komşularından, sosyal medyadan ve haberlerden çeşitli sinyaller alırlar. Fakat bütün bu sinyallere aynı ağırlığı vermezler. İşte o yazıda da zaten bu ağırlıkları belirleyen dört unsur olduğunu öne sürmüştüm: güvenilirlik, ilgililik, belirginlik ve benzerlik.

Ağustos 2026 tablosunu bu açıdan okumanın oldukça öğretici olduğuna inanıyorum. Bir finans profesyoneli, örneğin bir banka araştırma departmanının yüksek lisanslı ekonomisti için, Merkez Bankası’nın faiz patikası, kur beklentisi, enflasyon raporları, baz etkileri ve öncü göstergeler çok belirgin bilgiler. Mesleği gereği bunları sürekli izler. Onun sorusu bugünkü fiyatların ne kadar arttığı değil, uygulanan........

© Katman Portal