Makbul başörtülünün hudutları
Türkiye’de muhafazakâr kadın uzun yıllar boyunca toplumsal hayatın en sert tartışmalarının ortasına yerleştirildi. Başörtüsü yalnızca inanç pratiği olarak görülmedi. Modernlikten rejim tartışmalarına, kültürel yönelimlerden yaşam tarzı kavgalarına kadar her başlıkta üzerine konuşulan siyasal bir işarete dönüştürüldü.
Bu sebeple birçok muhafazakâr kadın, kendi hayatını yaşayan sıradan bir insan gibi değilmiş de sürekli anlam yüklenen bir sembolmüş gibi muamele gördü. Üniversite kapılarında başlayan gerilim televizyon ekranlarına, gazete manşetlerine, gündelik hayata kadar yayıldı. Kendisine yönelen bakış, çoğu zaman insanı anlamaya çalışan bakışlar gibi değildi. Daha çok dönüştürmek, hizalamak isteği uyandıran bir nazardı. Muhafazakâr kadının hafızasında biriken kırgınlığın arkasında işte tam olarak bu uzun tarih yatıyor.
Fakat bugün ortaya çıkan tablo seküler baskının bir başka tezahürü. Zira geçen uzun zaman içerisinde başka türlü sıkışma ve gerilim hattı oluştu. Bir dönem başörtülü kadınların görünürlüğüne itiraz eden çevrelerin karşısında artık görünürlüğünü destekleyen ama nasıl konuşacağını dikkatle izleyen başka bir anlayış var. Sorun yalnızca başörtülü kadının görünmesiyle ilgili de değil; Ne zaman konuşacağı, hangi konuda eleştiri getireceği, neyi sorgulayabileceği de önem taşıyor.
Bu anlamda yıllardır yazdığım hemen her yazıda aynı duvar önüme çıkıyor. Hukuksuzluğu yazıyorsunuz “muhalif görünmeye çalışan başörtülü” oluyorsunuz. Kültürel tahakkümü eleştiriyorsunuz “sekülerlere yaranmaya çalışan muhafazakâr” sayılıyorsunuz. Kendi çevrenize dönüp soru sorduğunuz anda bu kez “kendini farklı sanan entelektüel”........
