menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRKİYE’DE AHLAKIN VAR’I BOZULDU: SİYASET, SPOR VE ADALET AYNI MAÇTA!

27 0
05.10.2026

Türkiye'de siyasi ahlakı konuşmaya başladığımızda insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Acaba siyasi ahlak bizde hiç oldu mu, yoksa biz sadece özlemini mi çekiyoruz?

Çünkü memlekette herkes hukuktan yana.

Herkes adaletten yana.

Herkes liyakatten yana.

Herkes temiz siyasetten yana.

Ama nedense herkesin adalet anlayışı, sandıkta aldığı oy oranına göre ‘’hafifçe’’ şekil değiştiriyor.

Hukukun evrenselliğiyle birlikte ahlakiliğine oranla bizim yorumumuz yerli, milli, hukuki ve ahlaki değil!

Hülasa çözümün kaynağı birey ve toplumun hukuki ve ahlaki değişiminden geçtiği ve geçeceği ilkesinin altını kalın kalın çiziyor ve yazımıza geçiyoruz.

Siyasetin geldiği noktaya bakın.

Bir siyasi parti aynı meselede dün başka, bugün başka bir pozisyonda durabiliyor.

Bir siyasetçi dün eleştirdiği davranışı bugün başka bir aktör yaptığında savunabiliyor.

Bir milletvekili kürsüden hukuk devletini anlatıyor, aynı Meclis'te siyasi saiklerle hukuk devletinin tartışılmaz ilkelerinin içinden geçiliyor.

Sonra herkes dönüp birbirine soruyor:

“Türkiye'de siyasi ahlak kalmadı?”

Çünkü biz siyasi ahlakı ilke olarak değil, takım tutar gibi yaşıyoruz.

Kırmızı forma giyen yapınca faul.

Sarı forma giyen yapınca “mücadele”.

Mavi forma giyen yapınca “strateji”.

Bizim forma başka renk olunca?

MHP üzerinden başlayalım.

Çünkü MHP, Türkiye siyasetinde yalnızca bir parti değil; özellikle son yıllarda iktidar blokundaki ağırlığı nedeniyle siyasi tartışmaların merkezinde bulunan aktörlerden biri.

Fakat burada mesele yalnızca MHP'nin ne söylediği değil.

Asıl mesele, siyasi aktörlerin bir ilkeyi ne zaman savunduğu ve ne zaman o ilkeye mesafe koyduğudur.

Örneğin Anayasa Mahkemesi meselesi...

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, geçmişte Anayasa Mahkemesi'ni son derece sert ifadelerle eleştirmiş ve Mahkeme'nin yapısının değiştirilmesi, hatta kapatılması gerektiğini savunmuştu. AYM'yi “milli güvenlik sorunu” olarak nitelendiren açıklamaları da kamuoyuna yansımıştı.

Bugün ise MHP'nin Meclis kürsüsünden hukuk devleti, hukuki güvenlik ve devletin kendi koyduğu kurallara bağlı kalması gibi son derece önemli ilkelerin altını çizdiğini görüyoruz.

Şimdi burada yapılması gereken, “Bakın çelişiyorlar” deyip meseleyi kapatmak değil.

Daha zor ve daha önemli bir soru sormak:

Hukuk devleti ve hukukun sarsılmaz ilkeleri siyasi olarak bizimle aynı düşündüğünde mi değerlidir; yoksa hukuk, bizim hoşumuza gitmeyen bir karar verdiğinde de savunulması gereken bir ilke midir?

Çünkü mesele tam olarak burada düğümleniyor.

Anayasa Mahkemesi kararını beğendiğimizde:

“Bunlar siyasallaşmış.”

Bir mahkeme kararı bizim tarafın işine geldiğinde:

“Adalet yerini buldu.”

Karşı tarafın işine geldiğinde:

“Bu kararın arkasında kim var?”

Böyle hukuk olmaz. Böyle bir ciddiyetsizlik olmaz!

Böyle olsa olsa,sonucu önceden belli bir hukuk müsabakası olur.

Ve orada da hakem düdüğünü çalmadan önce tribünler kararını vermiştir.

İşte Türkiye'nin asıl problemi de budur.

Hukuku ilke olarak değil, sonuç olarak değerlendiriyoruz.

Oysa hukuk devletinin gerçek sınavı, mahkemenin bizim istediğimiz kararı vermesi değildir.

Bizim istemediğimiz kararı verdiğinde de hukuka sahip çıkabilmektir.

Aksi halde “hukuk devleti” dediğimiz şey, siyasi görüşümüze göre açılıp kapanan bir şemsiye haline gelir.

Yağmur bizim üzerimize yağdığında açarız.

Karşı taraf ıslandığında ise:

“Efendim, iklim şartları böyle...”

İşte tam burada Türkiye'nin temel hastalığı ortaya çıkıyor.

Sporun siyasetten arındırılması gerektiğini söylüyoruz.

Sonra futbol topunun içine memleketin bütün siyasi tartışmalarını dolduruyoruz.

Top artık yuvarlak........

© İstiklal