menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRK FUTBOLUNDA DÜDÜK NEDEN SUSUYOR?

23 0
30.09.2026

Bir soruşturma yedi kişiyi değil, Türk futbolunda hakemliğin nasıl yönetildiğini tartışmaya açtı.

Futbolda bazen bir düdük doksan dakikayı değiştirir. Bir penaltı, bir kırmızı kart, bir VAR müdahalesi yalnızca maçın skorunu değil, milyonlarca insanın öfkesini, sevincini, hatta futbol hafızasını da değiştirebilir.

Ama bugün Türkiye’nin tartıştığı mesele, tek bir maçta çalınan ya da çalınmayan düdük değil.

Düdüğün arkasındaki sistem.

29 Eylül sabahı İstanbul merkezli dört ilde gerçekleştirilen operasyonda Merkez Hakem Kurulu Başkanı Ferhat Gündoğdu’nun da aralarında bulunduğu yedi kişi gözaltına alındı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinasyonunda yürütülen “Hakemler Dosyası” soruşturmasında “eziyet” ve “resmî belgede sahtecilik” iddiaları araştırılıyor. Dosyada müşteki ve tanık ifadelerinin yanı sıra HTS, MASAK ve bilirkişi tespitlerinin bulunduğu açıklandı. Gözaltı, elbette suçluluk anlamına gelmiyor; hukuki süreç tamamlanmadan hiç kimse hakkında kesin hüküm kurulamaz.

Fakat bu dosyanın Türkiye futbolu açısından asıl önemi tam da burada başlıyor.

Çünkü soruşturmanın konusu yalnızca birkaç kişinin davranışı değil. Kamuoyuna yansıyan iddialar; bazı hakemlerin klasman dışında bırakılması, görevlerinin azaltılması, bazı isimlere ayrıcalık tanınması ve değerlendirme süreçlerinin objektifliği gibi çok daha geniş bir alanı tartışmaya açıyor. Bunlar şu aşamada soruşturma konusu iddialar; kesinleşmiş gerçekler değil. Fakat bir kurumun güvenilirliğini konuşmak için mahkeme kararını beklemek zorunda değiliz. Mahkeme suçun olup olmadığını belirler. Kamuoyu ise sistemin neden sürekli aynı sorularla karşı karşıya kaldığını sorgulayabilir.

Ve Türkiye’nin bugün sorması gereken soru tam olarak budur:

Biz hakem mi yetiştiriyoruz, yoksa hakem mi seçiyoruz?

Mesele bir hakemin düdüğünden daha büyük

Bir hakem sahaya çıktığında aslında yalnız değildir. Arkasında yıllar süren eğitim, sınavlar, gözlem raporları, klasmanlar, fiziksel testler, performans değerlendirmeleri ve atama mekanizmaları vardır.

Türkiye Futbol Federasyonu’nun 2026-2027 sezonu sistemi incelendiğinde bu yapı oldukça ayrıntılı. Terfi süreçlerinde kural sınavları, video testleri, atletik testler, mülakatlar, UEFA-20 testleri ve farklı performans ölçümleri bulunuyor. Klasman belirleme süreçleri de belirli takvim ve kriterler üzerinden yürütülüyor.

Yani kâğıt üzerinde bakıldığında sistem var.

Sorun da zaten sistemin var olup olmaması değil.

Sistemin ne kadar güvenilir olduğu.

Çünkü bir hakemin başarılı olup olmadığını ölçmek için sınav yapmak başka şeydir; o sınavın, gözlem raporunun, klasman kararının ve atamanın herkes tarafından aynı ölçüde güvenilir olduğuna inanılmasını sağlamak başka şey.

Futbolda adalet yalnızca doğru karar vermekle oluşmaz. Kararın nasıl verildiğinin de anlaşılabilir olması gerekir.

Bir hakem “neden ben değil?” diye sorduğunda karşısına ölçülebilir bir kriter çıkabiliyorsa sistem güçlenir. “Böyle uygun görüldü” cevabı çıkıyorsa, tartışma hiç bitmez.

İşte liyakat tam burada başlar.

Liyakat yalnızca torpil yapmamak değildir. Liyakat, aynı ölçünün herkese uygulanabilmesidir.

2022’de yazılan rapor, bugün neden hâlâ önümüzde?

Bence bu soruşturmanın en dikkat çekici taraflarından biri de geçmişte yapılan tespitlerle bugün yaşanan tartışmalar arasındaki benzerliktir.

Türkiye Futbol Federasyonu 2022 yılında İngiliz hakemlik otoritesinin önemli isimlerinden David Elleray’e Türk hakemlik sistemini inceletti. Elleray’in raporunda güvenilirlik, yeterlilik, istikrar, şeffaflık ve kişisel etki algısı gibi başlıklar açıkça yer aldı.

Raporda, hakemlik sistemine güvenin zayıf olduğu, yönetim değişikliklerinin istikrar sorununa yol açtığı, sistemin şeffaflıktan yoksun algılandığı ve “kişisel etki” algısının güvensizliği artırdığı belirtildi. Daha da önemlisi, performans değerlendirmeleri, atamalar ve klasman değişikliklerinin daha objektif, veri odaklı ve bağımsız yapılması gerektiği vurgulandı. Genç ve yetenekli hakemlerin belirlenmesi için kapsamlı bir strateji ve üniversitelerle daha güçlü ilişkiler kurulması da öneriler arasındaydı.

Şimdi aradan dört yıl geçti.

Bugün hâlâ klasman konuşuyoruz.

Hâlâ atama konuşuyoruz.

Hâlâ sınav konuşuyoruz.

Hâlâ güven konuşuyoruz.

İşte insanın burada durup düşünmesi gerekiyor.

Bir sistemde aynı problem başlıkları yıllar sonra yeniden ortaya çıkıyorsa, belki de sorun kişilerden önce mimaridedir.

VeTAS geldi ama zincirin tamamı değişmedi

Türkiye Futbol Federasyonu’nun son yıllarda attığı önemli adımları da görmezden gelmemek gerekir.

2025 yılında Süper Lig ve 1. Lig’de hakem ve........

© İstiklal