Tercih Değil, Gelecek
Her yaz aynı heyecan...
Milyonlarca genç, hayatlarının belki de en önemli kararlarından birini vermek için tercih ekranının başına geçiyor. Birkaç rakam, birkaç puan ve birkaç satırlık tercih listesi... Oysa o listenin satır aralarında yalnızca üniversite isimleri değil, yıllar sonra kurulacak hayatlar, yapılacak meslekler ve gerçekleşecek ya da yarım kalacak hayaller de yazıyor.
YKS sonuçlarının açıklanmasının ardından bu yıl da Türkiye genelinde yaklaşık 805 bin üniversite kontenjanı için tercih süreci başladı. Devlet ve vakıf üniversiteleri kapılarını yeni adaylara açarken, Yükseköğretim Kurulu yapay zekâ, dijital teknolojiler ve siber güvenlik gibi geleceğin alanlarında yeni programları ilk kez tercih kılavuzuna ekledi. Bu gelişme, yükseköğretimin değişen dünyaya uyum sağlama arayışının önemli bir göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Ancak tam da bu süreçte ulusal televizyon kanallarında yayınlanan dikkat çekici bir haber, tercih döneminin görünmeyen yüzünü gözler önüne serdi.
Haberde, Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmaya yer veriliyordu. Araştırmaya göre mezunların en fazla pişmanlık duyduğu bölümlerin başında gazetecilik yer alıyordu. Onu sosyoloji, güzel sanatlar, iletişim, eğitim, pazarlama, siyaset bilimi ve kamu yönetimi, biyoloji ile İngiliz Dili ve Edebiyatı izliyordu. Araştırmada pişmanlığın temel nedenleri olarak düşük ücretler, sınırlı kariyer imkânları ve mezuniyet öncesi beklentiler ile iş hayatındaki gerçekler arasındaki derin uçurum gösteriliyordu.
Ancak haberin asıl dikkat çekici bölümü araştırmanın kendisi değildi.
Kameralar Türkiye'deki gençlere çevrildiğinde duyulan cümleler, binlerce kilometre ötede yapılan araştırmanın yalnızca Amerika'ya ait olmadığını düşündürüyordu.
"Mezun olduğum alanda çalışmıyorum."
"Hayalim buydu ama iş bulamadım."
"Bölümümü severek okudum ama pişmanım."
"Gazeteciyim ama geleceğe dair umudum yok."
Bu ifadeler, yalnızca bireysel hayal kırıklıklarını değil, eğitim sistemi ile istihdam politikaları arasındaki yapısal uyumsuzluğu da gözler önüne seriyor.
Asıl soru tam da burada başlıyor.
Sorun gerçekten yanlış bölüm seçmek mi?
Yoksa gençlere, değişen dünyanın ihtiyaçlarıyla örtüşmeyen kariyer yolları sunulması mı?
Gazeteciliğin araştırmada ilk sırada yer alması, yalnızca medya sektörünü ilgilendiren bir sonuç değildir. Çünkü gazetecilik, bugün yaşanan dönüşümün en görünür örneklerinden biridir.
Bir zamanlar haber merkezleri onlarca muhabir, kameraman, kurgu editörü ve teknik personelle çalışırken; bugün dijital dönüşüm, ekonomik daralma ve değişen medya tüketim alışkanlıkları nedeniyle aynı işler çok daha sınırlı kadrolarla yürütülmeye çalışılıyor. Geleneksel medya küçülürken dijital medya büyüyor; ancak bu büyüme aynı ölçüde istihdam üretmiyor.
Üstelik sorun yalnızca gazetecilikte değil.
İletişim fakülteleri her yıl binlerce mezun veriyor.
Sosyoloji mezunları farklı sektörlere yöneliyor.
Güzel sanatlar mezunları üretmek yerine geçim mücadelesi veriyor.
Biyoloji mezunları laboratuvar yerine bambaşka alanlarda iş arıyor.
Öğretmen adayları atama bekliyor.
Sağlık alanlarında bile gelecek kaygısını dile getiren gençlerin sayısı........
